Bugün siz değerli okurlarımıza uzaklardan, çok uzaklardan, tam 114 yıl öncesinden gerçek bir hayat hikâyesi anlatacağım. Ama öyle film senaryosundaki gibi, "Yok lüks gemi battı, yok elmas kolye denize düştü" masallarından değil. Size, o devasa enkazın altında kalan bir çocukluktan ve bir ömür boyu susmayan o korkunç sesten bahsedeceğim.

Frankie Goldsmith’in sessiz çığlığından...

Yıl 1912. Frankie henüz 10 yaşında. Babası ve annesiyle birlikte "Fırsatlar ülkesi" Amerika’ya, Michigan’a gidiyorlar. Ceplerinde bir gelecek hayali, ellerinde Titanik’in üçüncü sınıf bileti... Bizim buraların insanı iyi bilir; Gurbete gitmek, ekmek parası için bilmediğin bir yola düşmek zordur. Frankie o koca geminin kazan dairesinde işçileri izlerken, aslında kendi kaderinin kömür karasına boyandığından habersizdi.

***

O gece, buz dağı o devasa metali biçtiğinde Frankie’nin dünyası da ikiye ayrıldı. 16 yaşındaki arkadaşı Alfred’e filikada yer açtılar. Alfred ne dedi biliyor musunuz? "Ben artık erkeğim, burada kalacağım." O çocuk orada kaldı..! Frankie’nin babası Frank ise oğluna ve eşine son kez el sallarken, aslında okyanusun dibindeki o sonsuz uykuya hazırlanıyordu. Frankie, filikadan geriye baktığında lüks kamaraların ışıklarını değil, babasının siluetini ve o karanlık suyun her şeyi yutuşunu gördü.

Frankie Titanik faciasından kurtuldu, büyüdü, kocaman adam oldu ve evlendi. Hatta İkinci Dünya Savaşı’nda cephede fotoğraf bile çekti. Ama asıl savaşını kendi zihninde verdi. Detroit’te oturduğu evin hemen yanında koca bir beyzbol stadyumu vardı. Ne zaman stadyumdan binlerce kişinin aynı anda yükselen o meşhur, "Gooll!" ya da "Sayıı!" bağırtısı gelse, Frankie eve kapanır, kulaklarını tıkardı.

Çünkü o stadyumdan yükselen sevinç çığlıkları, Frankie’nin kulaklarında o Nisan gecesi denizin ortasında can veren yüzlerce insanın son feryadına dönüşüyordu. Stattaki coşkulu kalabalık eğlenirken, Frankie 1912’nin o soğuk gecesine geri dönüyordu. Bu yüzden o stada ömrü boyunca tek bir adım bile atmadı.

1982’de Frankie 80 yaşında bu dünyadan göçüp giderken tek bir vasiyet bıraktı; "Beni yakın, küllerimi de Titanik’in battığı yere dökün!"

70 yıl boyunca içindeki o gürültüyle yaşayan Frankie, sonunda babasının yanına, o sessizliğin kalbine döndü.

***

Frankie 1982’de bu dünyadan ayrılırken, aslında 70 yıllık bir nöbeti bitiriyordu. Külleri vasiyeti üzerine o soğuk sulara, babasının yanına serpilince. Atlas Okyanusu belki biraz daha ısınmıştır, kim bilir...

Bugün bir stadyumda ayağa fırlayıp en mutlu çığlığımızı attığımızda şunu hatırlayalım: Birinin sevinçle bağırdığı yerde, bir başkası kendi kıyametinin sesini duyuyor olabilir. Hayat böyle bir yer işte; bazılarımız sahada oyun peşinde koşar, bazılarımız ise o sahanın duvarına yaslanıp içindeki gemilerin batışını izler..!

Sağlıcakla kalın…