Yazımın ilk bölümünü alış veriş yaptığımız marketlerin sağlık ve hijyen açısından müşterilerinin başına neler getirdiğini, nasıl sorunlarla karşı karşıya bıraktığını sadece küçük bir örnek vererek tamamlamıştım. Konumuzun devamında ise, alış veriş yapmak için gittiğimiz ve özellikle zincir marketlerde sırf daha fazla satış yapmak için, tüketicilerine oynanan oyunlara ve bu oyuna alet olmak zorunda kalan satış görevlilerine değineceğim.

Gerek mecburiyetten, gerekse zevkine yapmış olduğumuz ve tonlarca para döktüğümüz gıda maddelerinin satıldığı görkemli büyük zincir marketlerin, kurduğu tuzaklara artık birçoğumuz düşmüyor. Bilinçli tüketiciler sayesinde, zincir marketlerin oynadığı oyunlar ve bazı çirkin vakalar artık ayyuku çıkıyor. Gerekli-gereksiz her ürünün satışını yapan ve hiç ihtiyacımız olmamasına rağmen evlerimize poşetler dolusu alışveriş yaptığımız o gösterişli, heybetli marketler yok mu? Özellikle aile reislerinin, yani biz babaların çok çabuk tuzağına düştüğü marketler, müşterilerine nasıl oyunlar oynuyor? Hadi biraz da bu konuyu ele alalım…

***

Son yıllarda neredeyse her mahalle ve sokakta adım başı market açıldı. Bu marketler, özellikle süt ve süt ürünleri fiyatlarını eş zamanlı olarak haftada en az 2 kez değiştiriyor. Aslında neredeyse tüm ürünlere müşterilerine hissettirmeden, çaktırmadan belli oranda zam yapılıyor. Sizin de dikkatinizi çekmiştir. Farklı markalar olsa da, ürün fiyatları her markette nedense aynı. Mesela, 1 LT sütün fiyatı bir markette ne kadarsa, diğer markette de fiyatı aynı. 15’li-30’lu yumurtaların, çamaşır-bulaşık deterjanlarının, et-tavuk ürünlerinin fiyatları da aynı. Manav reyonlarında sebze ve meyve fiyatları neden bu kadar pahalı? Kimseler, ne itiraz ediyor, ne de ‘Nedir bu fiyatlar kardeşim!’ demiyor. Bu fiyatları kim düzenliyor, kim denetliyor bilinmiyor.

Peki, müşterilerin alış veriş sırasında marketlerde başlarına ne gibi olaylar geliyor? Mesela alış verişini tamamlayan müşteri, aldığı ürünü kasaya götürür ve kasiyerin kendisine yardımcı olmasını bekler. Bekler diyorum, çünkü çoğu zaman görevli bir kasiyeri yerinde göremez. Çok geçmeden kasada kuyruk oluşur ve müşteri strese girer.

Şimdi gelelim marketlerin yaptıkları kampanya ve indirimlere. (Dikkat ediniz! Kampanyalı veya indirimli ürünlerin son kullanma tarihlerinin geçmesine ya 2-3 gün vardır, ya da o ürünün tarihi geçmiştir.) Kasiyer güler yüz ve masum (sahte) bir bakışla, ‘Efendim, 10 liralık alış verişlerinizde bilmem ne ürünümüz 5 TL indirimde. Düşünür müsünüz?’ İster istemez düşünür ve hiç ihtiyacınız yokken o ürünü alırsınız. Sadece 1 LT süt almak için gittiğiniz marketten, evinize 5-6 ürün alarak dönersiniz. Sonra da, ‘Ya ne param harcadım!’ dersiniz.

Eğer marketten çıkmadan önce, almış olduğunuz ürünün son kullanma tarihine bakmadıysanız, eyvah! İştahla, elleri dolu dolu evine dönen tüketiciyi kötü bir sürpriz bekler. Evin hanımından cırtlak bir ses çıkar ve ‘Bunun son kullanma tarihi geçeli 3 gün olmuş, neden bakmazsın ki? Bir de, bu ürünü almanın ne gereği vardı. Lütfen, market kapanmadan git değiştir’ der. Ama evin hanımı bilmiyor ki, alınan ürünlerin fişi yok. Ya kasada bırakılmış, ya da yolda bir çöpe atılmıştır. Siz de iyi bilirsiniz, yapılan alış verişin eğer fişi yoksa geri iade edilmesi neredeyse imkânsızdır. Diyelim ki; bilmeden kendinize bir iyilik yaptınız ve kasa fişiniz duruyor. Bu sefer farklı ve sıkıcı bir sistemle karşılaşırsınız. Kasiyerin siz alış verişiz yaparken, yani para öderken yüzündeki şirin ifadeden eser kalmamıştır. Açılmış ürünün paketini ve elindeki fişi gören kasiyerin gözünden şimşekler çakar. ‘Efendim’ kelimesinin yerine, ters bir bakış ve sert bir üslupla, ‘Ürünleri iade için işlem yapmam lazım’ der. Çatılmış kaşlar arasında, o gıcık bakışlar devam eder. ‘Sizi biraz (15 dakika kadar) bekleteceğim’ diyerek fitili ateşler. Müşterinin ismi-soy ismi-adresi-telefon numarası sorulur. Bildiğiniz, müşterinin GBT’sine bakılır. Kasada bekleyen müşteri, yapılan can sıkıcı ve sorgu dolu muameleden oldukça sıkılır. Bir suç işlemiş gibi tuhaf tuhaf etrafa bakar, telefonuyla oyalanır. Bekleme süresi uzadıkça ya aldığı ürünü orada bırakır, ya da ‘Tamam kardeşim vazgeçtim!’ diyerek değiştiremediği ürünle evinin yolunu tutar.

Demem o ki; siz, siz olun aldığınız ürünün son kullanma tarihine mutlaka bakın. Hem evde sizi bekleyen, içindeki canavarın çıkması için bahane arayan ev hanımından, hem de 1 TL’lik ürün için bile en az 15 dakika beklemekten kurtulursunuz. Benden size naçizane küçük bir tavsiye…