Bugün ilginç bulduğum ve uzun bir zamandan beri üzerinde durmak istediğim bir konuyu yazmaya karar verdim: Atasözlerimiz!

Atasözü ne demek?

Asırlar öncesinden gelen, toplumun yazılı veya yazılı olmayan kurallarına uygunluğu toplum tarafından kabul edilip onaylanarak dilden dile aktarılan kısa, özlü ifadelerdir. Asırlara dayanan ifadeler olması nedeni ile ilgili toplumun, milletin bütün sınırları içerisinde yaygın olarak kullanılırlar. Türk Milleti'nin bugün yayıldığı alanı düşünürsek birçok ifade ve kişilerin ortak olarak kullanıldığına tanık oluruz. Köroğlu, Nasreddin Hoca, Dede Korkut, Yunus Emre vs gibi Türk Milleti'ne mal olmuş birçok ünlü ismin söz ve düşüncelerinin ortak olarak kullanıldığını görürüz. Dolayısıyla atasözü haline gelmiş ifadeler, coğrafi olmaktan ziyade bir milletin kültürünün, ortaklığının yansıması olarak görülmelidir.

Atasözleri kavramını bu biçimde anladığımız zaman bugün kullanımda olanların içeriğini de bu biçimde değerlendirmek durumu ortaya çıkmaktadır. Yani, bugün Atasözü olarak gördüğümüz ve kabul ettiğimiz ifadelerin oluşum ve ortaya çıkış süreçlerini dönemsel, tarihsel olarak değerlendirmeliyiz. Böyle olunca, bugün kullandığımız bir takım Atasözlerinin bu anlayış ile izahı değişmektedir.

Zaman zaman değil hatta sık sık, bugün Atasözü olarak kullandığımız ifadelerin aslında ne kadar yanlış ve ters değerlendirildiğini görmek mümkündür.

Bir örnek vermek istiyorum ki bu örnek bugün maalesef içinde yaşadığımız ağır yolsuzluklar nedeni çok sık kullanılan bir ifadedir.

"Devletin malı deniz, yemeyen domuz(bugün yumuşatmak için domuz yerine keriz diyenler oluyor). Bu ifade yolsuzluk yapmak ve yolsuzluğu aklamak için kullanılıyor gibi algılanıyor. Hatta bu sözde öyle gariplik var ki akıl alır gibi değil. Nedir o? Hırsız, utanmazca hem devleti soyuyor, hem de soymayana domuz diyerek hakaret ediyor. Olur mu? Oysa bu ifadede sitem var, kızgınlık var, ağır eleştiri var. Bu ifadenin ortaya çıkışı devleti soyanlara domuz demeyi uygun görüyor. Yani, yolsuzluğu onaylamak değil, tam tersi yolsuzluğa karşı isyan ifadesidir.

Yolsuzluk konusu ile ilgili bir ifade daha var: "Bal tutan parmağını yalar." Aynı biçimde bu ifadede de sitem, isyan, eleştiri vardır. Bu ifade şunu vurgulamaktadır. Önemli olan yaptığın işi beklentisiz yapabilmektir. Kendi yararın için yaptığın işin iyilik tarafı olamaz demektedir.

Bir örnek daha vermek istiyorum. "Her koyun kendi bacağından asılır." Bu söz de  çok yanlış algılanan bir sözdür. Bu ifade "Dedenin yediği erikten torunun dişi kamaşır" Atasözümüz ile tamamen zıt değil mi? Her koyunun kendi bacağından asılması ceza uygulaması içindir ve doğrudur. Bugün bile bilinir ki, ceza kişiseldir.

Böyle birçok örnek verilebilir.

Neden bu konu üzerinde durdum. Birçok yazıda rastlıyorum, görüyorum; "bizim Atasözlerimize bakın ne kadar kötü, başka milletlerin Atasözlerine bakın, ne kadar güzel" diye yazıldığını. İşin aslını düşünmeden, değerlendirmeden, araştırmadan yapılan bu yorumlar belki de bilmeden kendi mensup olduğumuz milletimize kurşun sıkmak anlamına gelmektedir. Atasözlerimiz ile ilgili olarak son bir vurgu yapmalıyım. Akla, tarihe, mantığa, ahlâka uymayan bir takım Atasözleri toplumu yönlendirmek için uydurulmuş olabilir. Bu nedenle Atasözü kullanım ve yorumlarımızda özenli olmalıyız.