Son yazımda her konuyu yazmıyorum demiştim. Bunu ne için söylemiştim? Diyarbakırdaki toplantı için. Ama sonra bu toplantının tartışması devam etti ve Mecliste iki Hüdaparlı bir takım konuşmaları yaptılar. Artık TBMM'inde yapılan bu konuşmaları ciddiye almamak olamaz.

"Bizi kardeş kılan İslâmdır dedik. İslâmdır dediğimiz için birileri hopluyor, zıplıyor. Başkaları da Çalıştay yapıyor ses yok. Hatta el yükselten, devlet vaad eden tam tuşlara basarak Hüdapar'a iftira atıyor. Biz biliyoruz sizin düşmanlığınız İslâmadır. Derdiniz İslâmladır. Kürt meselesinin sebebi Kemalizmdir. Çözümü de İslâmdadır. Siz bize çözümün zehri olan Kemalizm'i öneriyorsunuz, bize bu zehri yutturmaya çalışıyorsunuz. Kemalizm zehirdir. Biz bu zehri yutmayacağız."

İkinci bir Hüdapar'lının yukarıdaki konuşmaya destek verdiği sözler şunlardır.

"Bu durum ve Türkiye'deki geçen 100 yıllık süreç ortaya koymuştur ki Kemalizm illeti bu memleketten çıkartılmadığı müddetçe  bizim birlik ve beraberliği muhafaza etmemiz imkânsızdır."

Evet, bu insanlar bu içerikteki sözleri söylediler.  Tamam da bu insanlar bu sözleri bu kadar üst perdeden söyleme imkânını nasıl elde ettiler ve bu imkân nasıl sağlandı? Esasen hepimizin üzerinde durması, vicdanına danışması gereken durum bu değil mi? Bu sözlerin bütün içeriği yanlış, verilen bilgilerin tamamı yanlış ve dini, birlik beraberliği kullanma üzerine. Bir tek nokta için bu sözleri sarf ediyorlar. Bu devlet

Türk Devleti değil deyin diyorlar.

Soruyorum: Hangi gerekçe, hangi neden, hangi menfaat bu sözlerin söylenmesini olağan karşılayabilir?

Bir konu daha var. Her zaman söylediğim gibi kişi, grup vesaire ile çok ilgilenmek istemem ama bu ismi vermek zorundayım; Mehmet Metiner. Biz diyor Şam ile Ankara arasında fark görmüyoruz. Peki bu sözler için bu ülkeye bağlılığı,  bu millete bağlılığı olan vicdanlar ne düşünüyor acaba?

Çok net söylüyorum. Bu kişilerin sözleri değil beni üzen. Bu kişiler ve sözleri beklenmeyen bir durum değildir.

Bu sözleri söylemenin rahatlığı, bu sözleri söyleme imkânı verilmesi, daha da üzücüsü Türk Milleti ve Türk Devleti gerçeğine bağlılığın geldiği aşamadır.

Bu kadar ağır sözler Türk Milleti'ne bağlılığı olanların yüreklerinde onulmaz yaralar açmaktadır. Bu sözler ülkenin içinde bulunduğu ağır şartları daha da ağırlaştırmaktadır. Çözüm gibi sunulan bu akıl almaz sözler aslında çare değil tam tersi çaresizleşmeye ve açmaza sokmaya neden olmaktadır.

Sözlerin içeriğine girmeye gerek görmezdim ama daha da büyük bir resmi ortaya koymak adına söyleme gereği duyuyorum. Osmanlı Devletimiz kardeşlik, birlik beraberlik içerisinde ve huzur dolu olduğu için mi ekonomik sömürge haline geldi ve büyük ızdıraplarla içinden çürüyüp yıkıldı? Gücümüzü tamamen kaybettiğimiz 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması'ndan  sonra rahat ettiğimiz dönem Cumhuriyet dönemidir. Bu konuları bütün ayrıntıları ile her yerde anlatıyoruz ve sürekli yazıp aktarıyoruz. Bu nedenle Osmanlı Devletimiz örnek gösterilerek Türk düşmanlığı oyununu vicdanı olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne gönülden bağlı olanlar görüyor ve görmeyenler de bir an önce görmelidir.