Yıllardır dillerden düşmeyen o meşhur soru; "Nerde o eski Ramazanlar, nerde o eski bayramlar?" Aslında bu sorunun cevabı ne takvim yapraklarında saklıdır, ne de değişen zamanın ruhunda. Cevap çok daha somut, çok daha basittir; Cüzdanın şişkinliği ve tencerenin kaynaması..!

Geçim derdi denilen o devasa canavar, sadece sofradaki ekmeği eksiltmiyor, insanın içindeki heyecanı, yaşama sevincini ve en önemlisi birbirine olan nezaketini her gün bir zımpara gibi aşındırıyor. Sabahın köründe binilen o dolmuşlardaki ağır gerginlik, market kasasında saniyelerin hesabını yaparken, yanındakine fırlatılan o tahammülsüz bakışlar… Bu, aslında bir karakter bozukluğu değil, toplumsal bir tükenmişliktir. İnsanlar sadece bedenen yorulmuyor, bir sonraki ayı nasıl çıkaracağını düşünmekten, psikolojik olarak da çok yoruluyor. Bu, basit bir mutsuzluk, basit bir yorgunluk değil, bu tam da bir bıkkınlık halidir.

***

"Nerde o eski bayramlar?" diyenlerin unuttuğu gerçek şudur, bayramı bayram yapan, o günün takvim değeri değil, o günü kutlayacak olan aile reisinin gönül ferahlığıdır. Bir babanın, bir annenin cebinde çocuğuna kıyafet alacak, misafirine ikram edecek, sofrasına et koyacak parası varsa, işte o zaman o eski bayramlar gül gibi yaşanır ve yaşatılır.

Para mutluluğu tek başına getirmeyebilir, ancak yokluğu, huzuru, neşeyi ve aile içi birliği bir karabasan gibi boğar. Gelenekler ve görenekler, ancak ekonomik bir zemin üzerine inşa edilebilir. Cebinde bayram harçlığı olmayan bir büyüğün, el öptürmekten çekindiği bir düzende, "eski bayramlar" sadece tozpembe hatıradan ibaret kalır.

Toplumda artan asabiyetin, kavgaların ve birbirine tahammül edemeyen kitlelerin köküne indiğimizde; karşımıza psikolojik değil, bildiğiniz ekonomik duvar çıkar. İyilik, nezaket ve hoşgörü dediğimiz kavramlar, ancak insanın temel ihtiyaçları (barınma, beslenme, gelecek kaygısı) karşılandığında yeşerebilir. Hayatta kalma mücadelesi veren bir canlıdan, nezaket beklemek ise hatadan çok, iyimserliktik.

***

Sonuç olarak; toplumsal mutluluk, nostaljik güzellemelerle veya ekranlardan verilen sabır öğütleriyle geri gelmez. Bir toplumun iyileşmesi, bireylerinin omuzlarındaki geçim yükünün hafiflemesiyle başlar.

“Nerde o eski, güzel günler?” sorusuna en iyi yanıt; bir babanın evine dönerken başını öne eğmediği gündür. İşte o gün; eski Ramazanlar da, eski bayramlar da, eski mutlu mesut günler de kendiliğinden geri dönecektir…