"O dedi, ben dedim" ile gireyim konuya..
-Dini bilgim, kendime yetecek kadar Celaleddin efendi.
-Başkasına yetecek kadar olur mu Canbolat kardeş?
-Olmaz.
-Neden olmaz?
-Bu iş çap meselesi de onun için olmaz.
-Çapını "çaplı hale" getiremez misin?
-Getiremem.
-Neden?
-Çapım o kadar da ondan.
-Pekiiiii, dini bilgisi "çok çaplı" olanlardan (!) bilgi dilensen olmaz mı?
-Olmaz.
-Bal gibi olur aslında. Dini bilgini çoğaltarak, kerim-i kerem'e ulaşıp, onlarla hasbihal edecek kadar ustalaştıktan sonra, borcunu ziyadesiyle ödersin.
-Borcumu faiziyle mi ödememi istiyorsun?
-Haşaaaaa...
-"Haşaaaaa" diyorsun ama, seninkisi bal, kaymak, tereyağı gibi faiz telkini yahuuuu.
-Yanlış anladın Canbolat kardeş. Ben asla böyle düşünmem, bunu da talep etmem. Benim demek istediğim husus, Hulis-i muteber'in tuzluyu tatlı eylemesi gibi birşey.
-Hulis-i muteber kim?
-Çok muteber bir dostum.
-Ne kadar muteber?
-Orucunu her sene düzenli tutup, namazlarına sadık, herkese yardımcı olacak kadar muteber.
-Bu muteberle aran iyimidir?
-İyimidir ne demek, çok iyidir Canbolat kardeş.
-O zaman senden şu ricada bulunacağım, çok muteber olan bu arkadaşının dini bilgisi madem ki ziyadesiyle mevcut.. Ona, Ramazan ayının "yemek ayı" olup olmadığı konusunda ne düşündüğünü sor.
-Tamam, sorup geleyim.
!!!!!!!!
-Sordun mu?
-Sordum.
-Ne dedi?
-Bu arkadaşına Allah'ın selamını bile verme dedi.
-Sen ne dedin?
-Senin, iyi biri olduğunu söyledim.
-O ne dedi?
-"Üşütmüş, kafayı yemiş deyyus" dedi.
-Sence öylemiyim?
-Değilsin.
-Neden değilim?
-Çünkü sen, her daim Ramazan ayının "yemek ayı" değil, "ibadet ayı" olduğunu söylüyorsun.
-Demek ki üşüten ben değilmişim.
-Kim peki?
-Allah'ın selamını bana çok gören kadim dostun Hulusi muteber efendi tabi ki.
-Öyle mi diyorsun?
-Ona sor istersen.
-Ya terslerse.
-Terslemez.
-Nereden biliyorsun?
-Ramazan sofralarının baş köşesinde koca göbeği ile her zaman o var da;
"Onun için ters-le-mez."