“İradeli bir fen eli, önce yurdun iktisadi haritasını çizmişti. Bu haritaya göre, Anadolu muhtelif istihsal (üretim) mıntıkalarına ayrılmış ve her mıntıka ahalisinin fonksiyonları muayyen (belirli) planlara göre tespit edilmişti. Mesela Orta Anadolu, bir ziraat sahası olmak hülyasını artık tamamıyla bırakmış, geniş bir hayvancılık ve zanaat merkezi olmuştu. Bozkırın orta yaylaları, cinsi ıslah edilmiş ve üretilmiş eski Ankara keçileriyle, iklime uydurulmuş Merinos koyunlarıyla o kadar dolmuştu ki uzaktan bakan göz buraları yaz kış karlarla örtülü tepeler zannederdi. Biraz yakına gidilince bu tepelerin kımıldandığı hissedilirdi. Sonra daha yakından rustai (kırsal) manzara bütün azametiyle göz önüne serilirdi...
Buraları büyük devlet çiftliklerinin geniş otlaklarıdır. Orta Anadolu’nun şayak (yün kumaş) ve kumaş fabrikalarına yün yetiştiren iğce tezgâhları o sağlam, yumuşak ve sıcak yünlerini işte bu sürülerden tedarik eder. Ancak bunlar sayesindedir ki Türkiye’de hakiki ve samimi manasıyla bir yerli kumaş sanayii tesis edebildi ve gene bunlar sayesindedir ki, ilk zamanlarda milli vasfını taşıyan bu sanayiin bir nevi gümrük kaçakçılığından başka bir şey olmadığı anlaşıldı. İnsan bunları görüp ”Bizi hileden kurtaranlar bunlardır.” demekten kendini alamazdı. Devletin fennî çiftliklerinde gene Orta Anadolu’nun yağ, peynir ve et zanaatı için geniş ölçüde inek ve sığır yetiştirilmekte idi. Fakat bu mutantan (görkemli) mahlûklara en çok Şarki (doğu) Anadolu’da rast gelinirdi. Akşamüstü güneş batarken karaçamlı yamaçlardan acayip bir çağlayan hışırtısı ile yerlerine dönen binlerce hayvandan mürekkep (oluşan) bu sürüleri insanların adeta destani bir heyecanla seyrettiği günler çok olmuştur...
Kömür ve odun işini en modern tekniğe göre eline almış olan devlet artık bu tarih öncesi, bu taş devri âdetini köylünün başından aşarı, fesi, sarığı nasıl kaldırdıysa öyle kaldırmıştı. Onun için köylerde, köy evlerinde misafirlik etmek en titiz şehirliler için bile bir cismani azap olmaktan çıkmıştı…
Hele Garbi (batı) Anadolu’nun köyleri, ovaları, bağları, bahçeleriyle herhangi bir ileri Avrupa ülkesinden hiç farkı kalmamıştı. Çeşitli seçme ve yüksek bir ziraat burayı 5-10 yıl içinde Fransa’nın Provansa ’sına çevirmişti ve buranın mahsulleri artık eskisi gibi dışardan gelecek muktedir, serseri tüccarın yolunu gözetlemiyordu. Türkiye’nin iç pazarları düzene gireli ve hassaten (özellikle) Orta Anadolu bu mahsullere geniş bir ölçüde müşteri olalı Manisa’nın üzümü, Aydın’ın inciri artık ikide bir çuvallarda kurtlanmak tehlikesinden kurtulmuştu.” Yukarıdaki alıntı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Ankara isimli kitabından alınmıştır. Tamamen cumhuriyetin ilk on beş yılının gelişmelerini anlatan bu alıntı ile bugün içinde bulunduğumuz şartları karşılaştırın; BAKIN BAKALIM ne çıkacak?