Amerikan'ın Hollywood'u, Hindistan'ın Bollywood'u varsa bizim neyimiz eksik, bizim de Yeşilçam'ımız var dedim ve o büyük hayal fabrikamızı, eşsiz masal diyarımızı şöyle bir anlatayım istedim. Yeşilçam aslında Lumiere Kardeşlerin o ilk filmi çekip, sinema denen mucizeyi hayatlarımıza sokmasından neredeyse 70 sene sonra, dönemi tam kestirilemese de 60'lı yılların ortasında adı konmaya başlamış Türk sinema ekolü olarak biliniyor. Bizler içinse, bir dünya çocukluk hatırası ve hafızalarımıza kazınan klişelerle dolu bir melodram cenneti.

YEŞİLÇAM’I BÜTÜN ABSÜRTLÜKLERİYLE SEVDİK

Bugüne kadar hiç kimseye 'Amca size baba diye bilir miyim?' diye sormasak da, 'Bir zamanlar fakir ama gururlu bir genç vardı' diyerek havalı, havalı sandalyemizde dönmesek de ya da nikâhımızı son dakika 'durun siz kardeşisiniz' diye ne idüğü belirsiz kişiler basmasa da, yani Yeşilçam klişelerinin hayatta hiçbir karşılığı olmasa da biz onu bu absürtlükleriyle sevip kabul ettik. Şimdi düşünelim; elinde 4 okla tek atışta 4 kişiyi vuran, iki kale arasında kuş gibi uçup koca bir orduyu tek başına haşat eden bir kahramanı kim sevmez? Kötü adamların kurduğu tuzaklardan sonra 'dur açıklayabilirim' den başka laf etmeyip birbirini dinlemeden ayrılan çiftleri izlerken kim sinir krizi geçirmez Allah aşkına?

***

TÜRK SİNEMASINA YILLARCA NEDEN YEŞİLÇAM DENDİ?

İşte Yeşilçam, bizleri duygulardan duygulara zıplatan, kâh güldüren kâh televizyonu kapattıran, bazen ağlatıp bazen de sövdüren akıl almaz bir ütopyaydı. Peki, bu diyarlardan kimler, kimler geçmedi ki? Ne yetenekler, ne starlar, ne ikonlar, ne efsaneler verdi bize canım Yeşilçam. Elbette 'Yeşilçam'ın kitleler gözünde birden fazla tanımı var. Kimilerine göre Türk sinemasının altın çağı, kimilerine göreyse yalnızca kazanç amaçlı, seyirciyi sömürmeye dayanan bir endüstri. Peki, her adını duyduğumuzda zihnimizde canlanan bu Yeşilçam ne demek? Türk sinemasına neden yıllarca Yeşilçam dendi? Elbette hepsinin bir cevabı var.

1920’li yıllarda Muhsin Ertuğrul’un liderliğinde Türk sinemasının tiyatro ile flörtü başlamış ve Yeşilçam döneminde çekilen film sayıları akıl almaz seviyelere ulaşmıştı. Sinemamızın geçirdiği 100 yıllık dönemde ülkede o kadar çok şey oldu ki, sinemacılarda bu gündemi takip etmekte biraz zorlandılar tabii. Toplumsal değişimlere ayak uydurmaya çalışırken, filmlerin tarzı da yıllar içinde değişim gösterdi. 40’lı ve 50’li yılların sineması adeta Yeşilçam’ın ayak sesleri gibiydi. ‘Gümbür gümbür geliyorum, aklınıza mukayyet olun’ dedi ama kimse farkında değildi. O müptelası olduğumuz melodram iyice güçlendi, sinema kendi starlarını yaratmaya başladı ve seri üretime geçildi.

TÜRK MİLLETİNE İLK ZEHRİ VERDİLER

Tabii ki bu yükselişi başlatan usta yönetmenleri es geçmek olmaz. Ömer Lütfü Akat, Metin Erksan ve Atıf Yılmaz gibi isimler sinemanın altın çağını başlatıp, art arda unutulmaz filmlere imza atarak Türk milletine Yeşilçam’ın ilk zehrini verdiler. Artık 60’lı yıllara gelinmiş Yeşilçam alıp başını gitmiş ve senede 300’e yakın film çekilmeye başlanmıştı. Evet, yanlış duymadınız, senede 300 film! Peki, bu kadar filmi kim izliyordu? Cevap basit; halkın beğeneceği filmler yaparsanız daima izlenirsiniz. Yeşilçam’ın mantığı buydu aslında. Çoğunluğun duygularına ve beğenisine hitap eden filmler üretildi. Elbette bu üretim cennetinin içinde kötü niyetli yapımcılar da vardı ve zaman, zaman sömürü amaçlı filmlerin ortaya çıkması da kaçınılmazdı. Duyguların dibini sıyıranlar oldu tabii. Aynı mekânlarda, aynı oyuncularla ve neredeyse aynı senaryo mantığında onlarca film çektiler ve tek bir amaç vardı. Hedef; kitleyi kuruyana kadar ağlatmak… Yeşilçam’ın star sistemini hepimiz duymuşuzdur, ismi havalı olsa da aslında bir nevi tekelleşmeden söz ediyoruz. Büyük yapım şirketleri büyük şehirlerin salonlarına çöküp o salonlara başka yapımların girmesini engelliyor ve tüm bu anlaşmaları da oynattıkları starlar üzerinden yapıyorlardı. İşte bu yüzden halkın gözünde zirveye çıkan her yıldız yapımcılar için altın değerindeydi. Star sistemi aslında bu demekti.

***

Yeşilçam’ın ilk dönemlerinde oyuncu kadroları tiyatroda ömür çürütmek istemeyen, saçlarına hafif ak düşmüş olgun tiyatroculardan oluşuyordu. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ‘Şehvet Kurbanı’ filmi Türk sinemasına ilk jönü Suavi Tedü’yü kazandırdı diyeceğiz, ama tam da kazandıramadı. Çünkü starlık zor, rakipler güçlüydü. Yeşilçam’ın herkes tarafından kabul görmüş ilk erkek starını takdim etmemize gerek yok sanırım. Bu star tabi ki Taçsız Kral Ayhan Işık Ağabeyimiz. Elbette onun gelişinden sonra Yeşilçam daha nice jönler çıkardı. Ediz Hun, Cüneyt Arkın, Göksel Arsoy ve Çirkin Kral Yılmaz Güney sırada bekliyordu. (Devam Edecek…)

KAYNAK: https://ViBio.com.tr/