Her yıl 14 Mart geldiğinde, zihnimizde iki farklı tablo canlanır. İlki; 1827’de modern tıp eğitiminin başlangıcıyla atılan o heyecanlı adım ve 1919’da İstanbul işgal altındayken tıbbiyeli öğrencilerin işgale karşı yaktığı bağımsızlık meşalesidir.
İkincisi ise; bugün poliklinik koridorlarında, acil servislerin yoğunluğunda ve nöbet uykusuzluğunda şifa dağıtmaya çalışan hekimlerimizin yüzündeki o yorgun ama ağır başlı, ciddi, onurlu, temkinli ve saygı uyandıran ifadedir.
***
Tıp Bayramı, Türkiye’de sadece akademik bir yıl dönümü değildir. O, vatan savunmasıyla başlamış bir mesleğin, bugün de toplumun ruh ve beden sağlığını koruma mücadelesidir. Ancak 2026 Türkiye’sinde bu bayramı kutlarken, iğneyi biraz da kendimize batırmamız gerekiyor.
Tıp, doğası gereği usta-çırak ilişkisine ve yüksek bir etiğe dayanır. "Önce zarar verme" ilkesiyle yola çıkan bir hekimin, kendi can güvenliğini dert ederek işe başladığı bir iklim, hepimizin ortak kaybıdır. Günümüzde hekimlik; yoğun iş yükü, giderek artan şiddet vakaları ve "hizmet alan-hizmet veren" ilişkisinin mekanikliğine sıkıştırılmaya çalışılıyor. Bir fedakârlık kültüründen gittikçe tüketim nesnesine doğru gidiyoruz.
Oysa bir hekim, sadece reçete yazan bir teknisyen değildir. O, en çaresiz anımızda elimizi tutan, bilimin ışığını karanlık hastalıkların üzerine tutan bir umut mimarıdır.
Bugün 14 Mart’ı sadece çiçeklerle kutlamak yetmez. Onları anlamak; Şiddetsiz bir çalışma ortamının lütuf değil, temel bir hak olduğunu kabul etmektir.
Yurt dışına gitmeyi düşünen genç hekimlerimize "Gitmeyin, size ihtiyacımız var" diyebilecek koşulları sağlamaktır.
Beş dakikaya sığdırılmaya çalışılan muayenelerin hem hastanın, hem de doktorun hakkını gasp ettiğini görmektir.
***
Tıbbiyeli Hikmet Boran’ın ruhu, bugün de cerrahın neşterinde, aile hekiminin takibinde ve asistan doktorun uykusuz gözlerindedir. Bizlere düşen, bu kutsal mesleğin itibarını iade etmek ve hekimlerimizin sadece bayramlarda değil, her gün kendilerini değerli hissettikleri bir sistem inşa etmektir.
Çünkü biliyoruz ki; hekimin huzurlu olmadığı bir toplumun, sağlıklı olması mümkün değildir.
Tüm sağlık emekçilerimizin, omuzlarındaki ağır yüke rağmen kalplerindeki yaşatma sevincini kaybetmedikleri bir 14 Mart dilerim. İyi ki varsınız.