"Herkesin söküğünü diktik, yaralarını sardık.

Sıra bize gelince;

"Elimize İĞNE battı, İP koptu."

......

"Konuyla bağlantılı olur" diye yazıma yukarıdaki "dörtlük" ile başlamak istiyorum.

......

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu konusunda herkes çok şeyler söyledi, çok şeyler yazdı, çok şeyler konuştu.

-Cinim ya.

-Zekiyim ya.

-Hınzırım ya.

-Hazırım ya.

-Görürüm ya.

-Bilirim ya.

-Kül yutmam ya.

-Tahminim güçlü ya.

-Nokta vuruşçuyum ya.

-Neyin, ne zaman, ne kadar olması gerektiğinden "bi haber" değilim ya.

-Acaba'larım çok ya.

-YA takıntım var ya.

Düşündüm taşındım, yeteneklerimi kullandım, bu konuda yazmadım, çizmedim, yorumda bulunmadım.. Böylelikle dayak yemekten kurtuldum. Bunun için de her daim Allah'a şükrettim.

.....

Ben bu yolu seçerken İmamoğlu çok bilmişlerin (!) pohpohlamaları sebebiyle seçmedi.

Çünkü;

"Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha 4 yıl varken, onu cumhurbaşkanı ilan edenler vardı ve çoktu.

Bu "sarih gerçeği" Kainat gördü, nedense onlar görmedi, görmek istemedi..

Her ilde cumhurbaşkanlığı seçimi mitingleri düzenlendi..

Ceket atıldı, kollar sıvandı, "hodri meydanlar" çekilmeye başlandı..

Karşısında onbinleri gören İmamoğlu, kollarıyla birlikte pantolonunun "paçalarını sıvasaydı" inanın hiç şaşırmazdım.

.....

Enteresandır, bu hassas süreçte O'na;

"Aklını başına devşir. Acelen ne? Seçime 4 koca yıl var.. Sadece ebu ceddini değil, onların da ebu cedlerini araştırırlar, seni rahat bırakmazlar" Demedi, di-ye-me-di.

Sonuç böyle olunca da;

"Diyemeyenler, dışarı da arz-ı endam ediyorrrrrrr... Ceketi atıp, kolları sıvayan kişi ise içeride "efkarlıyım bu gece" şarkısı çığırıyor.