Ülkemizin bugün içinde bulunduğu şartlar doğrultusunda ana meseleleri nedir diye bir soru sorsak galiba şu dört konuda çoğunlukla fikir birliği elde ederiz.

1- Adını bile tam olarak koyamadığımız sığınmacı meselesi. Bu sıkıntı, gerçekten ülkemizin belki de en önemli meselesidir. Çünkü doğrudan doğruya nüfus yapımızla ilgili bir meseledir. Nüfus yapısı ne demek? Türkiye Cumhuriyeti,  Osmanlı bakiyesi olan Batı Türklerinin milli devleti olarak kurulmuştur. 1925 yılında, yani daha Cumhuriyet yeni kurulmuşken Kurucu İrade olan Mustafa Kemal, "Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir" demiştir. Bu nedenle Milli Devlet olarak kurulan Cumhuriyetimizin nüfus yapısı Türk Milletidir. Zaten kendisini Türk Milletinden saymayanların hemen tamamı başka devlet adı altında kalmışlardır. Bu şekilde kurulan Cumhuriyetimizin az da olsa kendi içinde tartışmaların olmasına karşılık, bir de millet olma anlamında hiç benzerliği olmayan ve yakın tarihte ağır travmalara sebebiyet veren ilişkileri olan Türk olmayan Suriyelilerin ülkemize çok sayıda gelişi kabul edilebilir bir durum değildir. Bu gelişe bakanlar göreceklerdir ki bu Türk olmayan Suriyelilerle hiç bir insanımızın kaynaşması mümkün olmamıştır ve olmayacaktır da. Bu kaynaşmayı zorlama kurallarla sağlamak mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında, bu Türk olmayan Suriyelilerin memleketlerine dönmeleri herkes için en doğru çözüm olacaktır.

2- Ülkemizin diğer birçok önemli meselesi Anayasa değişikliği meselesidir. 1982 Anayasası darbe anayasasıdır adı altında neredeyse değişmeyen maddesi kalmadı desek doğru olacakken, hâlâ Anayasa değişikliğini gündeme almanın ve memleketin bu kadar ağır sorunları varken bu konuyu gündemde tutmanın ne anlamı olabilir? Bu sefer daha ilginç bir durum ile karşı karşıyayız. Son yerel seçimlerde birinci parti olan ve belediyelerin birçoğunu almış olan CHP'nin Anayasa değişikliği konusundaki tavrını tam çözememiş bulunuyoruz. CHP demeyelim, elbette CHP Yönetimi diyelim. Mevcut Anayasanın ilk 4 maddesi ve 66. Maddesi tartışmaya açık maddeler olmadığının en büyük mücadelesini vermesi gerekenler kimlerdir, kimler olmalıdır?

3- Son Maarif Programı müthiş eleştirilere uğramaktadır. Ülkemizde maalesef dinden soğumanın arttığı böyle bir zamanda çözümün din baskısı ve zorlaması ile bulunabileceğine inanmak nasıl bir durum? Özellikle gençlerimizin büyük bir çoğunlukla din konusuna kayıtsız kaldığı böyle bir ortamda bu kayıtsızlığın nedenleri olanların kendilerine bakmaları yerine başka çözümler araması gerçekten çözüm sağlar mı? Bu maarif programının milli eğitimin amacı kısmında belirledikleri ile koydukları dersler arasındaki farklılığı görmemeleri mümkün olabilir mi? O halde neden böyle yapıyorlar acaba?

4- Ülkemizin ana meselelerinden biri de kaçınılmaz, tartışılmaz olarak ekonomidir. Hep geleceğe atılan ve hiç tutmayan vaatlerle artık yürüyecek durumu kalmayan ekonominin bir an önce toparlanması şarttır. Bir Ekonomist olarak söylüyorum ki; Ekonomi sadece rakamlarla anlatılacak bir konu değildir. Ekonominin en temel ve yalın hali, Hane Halkı denen unsurların günlük yaşadıklarıdır. Bu günlük yaşantı ülkemizde çok iyi gidiyor diyebiliyorsa karar vericiler diyecek bir şey kalmıyor. Biliyoruz ve görüyoruz, insanımız zorla alıştırıldığı tüketim alışkanlığını terk etmekte ciddi zorluklar çekiyor. Ama buna bir an önce neşter vuracak olanlar da yine ekonominin karar vericileridir. Ekonomik kriz denen olgu, kalp krizi gibi vurup gitmiyor. Ekonomik Kriz, birçok olayın üstü örtülerek, birçok mesele gizlenerek vesaire gibi günü geçirme anlayışının sonunda ortaya dökülüyor. Bu nedenle örtmeler ve gizlemeler hiç bir Ekonomik Kriz için çare olamaz ve olmamıştır da. Doğrudur bu örtme ve gizlemeler karar vericilerin günlerini o mercide geçirmelerini sağlayabilir, ama gerçekler güneş gibidir gizlenemez.

Ülkemizin bugün içinde bulunduğu ana meselelerimizden dördünü yazdım. Daha alt ve aynı düzeylerde oldukça fazla sıkıntılarımız var, sırası geldikçe yazıyoruz ve yazacağız.