"2025'i de yedik, bitirdik..." Bu cümle aslında bir yılı özetlemiyor. Çünkü bu cümle, bir erkeğin hediye bütçesini özetliyor. Takvim denen o masum görünümlü kâğıt parçası, modern insan türü için basit bir zaman çizelgesi değil, her köşesinde pusuya yatmış bir maliyet tablosudur. Yeni yıla girerken dileğimiz barış, sağlık, mutluluktur. Lakin sadece bunlar da yetmiyor; Geliyor gelmekte olan. “Maaş yine Sevgililer Günü’ne gidecek” olur.
Zira hikâye yılbaşı ile başlar, ama asla bitmez. Çünkü yılbaşı, ısınma turlarıdır... Yılbaşı gecesi, bir yıllık maratonun yalnızca açılış koşusudur. Alınan hediye, genellikle partnerin bir yıl boyunca edineceği yeni zevklerin keşif haritasıdır. Bir kolye alırsınız, "Aa, demek parlak şeyleri seviyorsun!" mesajını verirsiniz. O da hemen not eder; "Parlak, pahalı ve mümkünse pırlanta... Anlaşıldı!”
Erkek, bu günün ruhuna uygun olarak, sevgilisine en içten duygularla, ev ortamında romantik bir akşam yemeğinin yanında, özenle seçilmiş atkı-bere takımı alır. Çünkü maksat yeni yıla hediye ile girip, bütün bir yılı mutlu mesut geçirmektir. Atkı-bere mi? Büyük hata!
***
Yılbaşı bir şekilde atlatıldı diyelim; durun, 14 Şubat geliyor. ‘Sevgililer Günü’ ana sınavdır. Bugün, biz erkekler için resmi bir "performans değerlendirme" günüdür. Erkek bu sefer elinden geleni yapar ve sevgilisinin çok beğendiği marka çantayı alır. Ve işte o an gelir, kadın hediyesini açar. Yüzünde, dünyanın yedi harikasını değil de, yalnızca bir tanesini görmüş olmanın yarattığı sınırlı bir tebessüm belirir.
Erkeğin hediyesi, bir marka çanta… Kadının hediyesi; "Sana özel, kendi ellerimle yaptığım, içi en sevdiğin çikolata ve bir adet 'Sen benim her şeyimsin' yazılı minik not içeren kıytırık bir kutu." Ve kadın, bu kıytırık kutuyu verdikten sonra gözlerinin içine bakarak, kâinatın en büyük fedakârlığını yapmışçasına sorar; "Beğendin mi aşkitom! Bütün günümü aldı…"
Erkek, çanta parasının hesabını yaparken, aldığı 100 liralık kutuyu sanki içinde Kutsal Kâse varmış gibi başının üstüne koyar ve coşkuyla, "Hayatımın en güzel hediyesi!" diye bağırır. Yoksa bu yılın geri kalan 320 gününde "O kutuya burun kıvırmıştın!" suçlaması ve tribiyle yaşamak zorunda kalacaktır.
Doğum Günü, Tanışma/Evlilik Yıldönümü, Anneler Günü, Dünya Kediler Günü... Sevgililer Günü'nden sonra sistem kendini kopyalar. Doğum Günü'nde artık zirve beklenir. Anneler Günü'nde, partneri henüz anne olmamışsa bile, "Potansiyel Anneler Günü" konseptiyle bir hediye kapma operasyonu başlatılabilir.
Tanışma Yıldönümünde, ilk randevuda giyilen kazaktan daha pahalı bir şey şarttır. Bu özel günler döngüsünde, trajikomik olan şudur; Kadın, bütün bu özel günleri yalnızca kendine aitmiş gibi sahiplenir. Partnerine çam ağaçlı bir don, bir atlet, bir de kalpli kırmızı çorap alır. Karşılığında ise dünyaların önüne serilmesini ister! Fedakârlığının karşılığı, bir Bodrum tatili, yanında 1 adet pırlanta yüzük, bir de "Sana ne kadar minnettarım" temalı ağlama seansı olur. Bu, evrenin en ilginç ticaret modeli değil de, nedir?
***
Sonuç olarak, artık günümüzde özel günler, kutlama eyleminin ötesine geçti. Bunlar, erkeğin ne kadar sevdiğini kanıtlamak için girdiği, her yıl bir önceki yıldan daha zorlu, devasa bir hediye enflasyonu sarmalıdır.
Peki, bu işin sonu nedir? Ertesi yıl, "2026'yı da yedik, bitirdik..." derken, cüzdanınızın ağırlığı, aldığınız hediyelerin toplam maliyetine eşdeğer bir hafiflikte olacaktır.
Ama ne gam! Yeni yıla hediye ile girdik, değil mi? Şimdi bir yıl boyunca, o kıytırık kutuya karşılık gelen devasa hediyelerin tadını çıkarma sırası kadında. Ve biz erkek milleti kenarda oturup, takvimdeki bir sonraki pusuya yatmış özel günü bekleriz.
Belki bir gün "Dünya en mükemmel erkekler günü" icat edilirse, bir ihtimal bir çift çorap daha kazanabiliriz.
Kim bilir?