Cep telefonları, kâinat kurulduğundan beri hayatımızdaymış gibi gelse de, geçmişinin yakın tarihe dayandığı hepimizin malumu. Bugün cep telefonsuz bir hayat mümkün değilmiş gibi gözükse de, hem getirdikleri hem de götürdükleriyle hayatımızı kökten değiştirdiği bir gerçek.

80-90’ları görmüş bireylere sorulan bir soru vardır hani; Cep telefonsuz hayat var mıydı? Bu cihazlar yokken neler yapıyordunuz?

Cevabını vereceğim elbet ama önce, Z ve Alfa Kuşağı’na bir çift sözüm olacak; “Evet, cep telefonsuz hayat vardı. Üstelik hayatımızdan çok memnunduk. Biraz daha mutlu, biraz daha huzurluyduk sanki!”

***

Merak edenlere; Bakalım cep telefonsuz hayat nasılmış?

Çocuklar sabahlara kadar cep telefonunda takılmazdı. Öyle gece yatmaz, gündüz kalkmaz çocuklarımız yoktu.

Sabahın köründe kalkılır, TV’de çizgi filmler izlenirdi.

Pazar kahvaltıları cümbür cemaat, eğlenceli ve neşeli geçerdi.

Ailece yemekler yenir, çaylar içilir, televizyon izlenir, sohbetler edilirdi.

Kız çocukları ev işlerine yardım eder, altın ve kısır günlerinde anneleriyle misafir ağırlar, misafirliğe giderlerdi. Sohbet bahane, dedikodu şahane olurdu.

Erkek çocukları nerde? Nerde olacak; Sokakta top peşinde…

Toz toprak, yara bere içinde, karınlar acıkınca eve girerlerdi.

İşten eve gelince kafamız rahattı. Akşamları iş ile ilgili arayan, soran olmazdı. Her daim taşımak zorunda olduğumuz iş telefonları ve kontrol etmemiz gereken whatsapp mesajları yoktu.

Birisiyle buluşacaksak önceden bir yer belirler, saat kararlaştırır öyle buluşurduk. İyi kötü, acı tatlı sürprizlere yer yoktu.

Adana’da belirli buluşma noktaları vardı; 5 Ocak Meydanı’nda, Küçük Saat’te saat kulesinin altı, Çakmak Caddesi’nde Çakmak Plazanın önü, Kuruköprü Çetinkayanın önü favori buluşma mekânlardı. O yüzden buralar daima birilerini bekleyen insanlarla doluydu.

Dolmuş ve otobüste vakit geçirmek için yolu izler, radyo dinler, gazete ya da kitap okurduk.

Adres bulmak için telefonlarımıza, navigasyonlara, Google haritalara değil de; Bakkala, manava, berbere, kuruyemişçiye danışırdık.

Sevdiğimize Whatsapp mesajı atamadığımız için, mesajımızı ankesörlü veya ev telefonlarıyla ‘Çaldır kapat’ ile verirdik.

Sevgiliyi ararken "Ya telefonu babası açarsa?" korkusuyla bir gecede 10 yaş ihtiyarlardık.

Duygularımızı yazarak ifade etmek dışında başka bir yol bilmezdik; Emojiler, çaldırıp kapatmalar, selfi atmalar hayatımızda yoktu.

“Nerdesiinn? Hemen beni ara, mesaj yaz, görüntülü ara! Nerde olduğunu bilmek, görmek istiyorum!” diyen sevgili tipleri ve tripleri de yoktu.

Arkadaş buluşmalarında bol bol sohbet edilirdi. Kafalar aşağıya değil, birbirimizin suratına dönük olurdu.

Sosyal medya ile sosyalleşmez, birbirimizle sosyalleşirdik.

Stresten, kargaşadan, yalan dolandan uzak huzurlu bir yaşantımız…

Üzülecek, kafayı takacak daha az şeyimiz vardı.

***

Nasıl, cep telefonsuz hayat hoşunuza gitti mi?

Pek sanmıyorum…

Ancak, her şeye rağmen cep telefonlarının hakkını teslim etmemiz gerek. Hayatımızı kolaylaştıran, iş yükümüzü hafifleten, siyasetten ekonomiye, sanattan spora birçok alanda haberdar eden, bilgi sahibi olmamızı sağlayan bu cihazlardan şikâyetçi olmak biraz haksızlık olurdu.

Yani eğri oturup doğru koşalım; Dijitalleşen dünyada işimiz, gücümüz, hayatımız cep telefonlarını üzerine kurulu.

Sağlıcakla kalın…