Arkadaş ortamlarında dile getirilen konuların başında ekonomi, pahalılık, işsizlik, geçim sıkıntısı yer alır. Grubun kültür seviyesi ‘arşa çıkmış’ üyesi; “Bizim düşmana ihtiyacımız yok. Biz zaten birbirimizin düşmanıyız. Şu halimize baksanıza, kazık atan atana! Memlekette sahtekârlık, düzenbazlık diz boyu. İnsanlığın çivisi çıkmış çivisi! Ulan bu memleketin başında ben olacam ki..!”
Genelde siyaset ve ekonomiden bahsedilen konularda, hemen herkesin çözüm odaklı fikirleri vardır. Lakin bu sohbetler, sadece lafta kalan boş muhabbetlerdir. Kafalar ayıldığında, kahveler içildiğinde akşamdan eser kalmaz. O asıp kesen, en iyisini bilen gruptan çıt çıkmaz.
***
Ekonomiden, pahalılıktan şikâyet edenlerin en büyük düşmanı ise ticaretle uğraşanlardır. Kasabın manavın, bakkalın restoran sahibinin, marketin mağaza sahibinin, marangozun demircinin vs. daha fazla kazanmak için yapmış olduğu ‘Alicengiz’ oyunlarıdır.
Çünkü ticaretle uğraşanların birçoğu maalesef sahtekâr ve düzenbazdır! Bu yüzden kimsenin kimseye güvenci de, itimadı da kalmadı. Daha fazla kazanmak için insanlar deyim yerindeyse kırk takla atıyor. Kısır bir döngünün içindeyiz. Yani ne eksiliyor, ne çoğalıyoruz. Herkesin yaptığı yanına kâr kalıyor.
Ne bir denetim, ne de bir caydırıcı ceza... Hal böyle olunca, herkes kafasına göre takılıyor.
Peki, para kazanma hırsı insanları nasıl ‘Sahtekâr!’ yapıyor?
İşte küçük bir örnek…
***
Büyük umutlarla restoran açan bir işletmecinin başından geçenler...
"Yeni restoranın açılması, müşterilerden çok toptancıların ilgisini çekmişti. İlk gelen, sezonluk su stokumu bana satmaya çalışan bayi oldu.”
Toptan alırsam; Büyük su 3 liraya, küçük su 50 kuruşa geliyordu…
Onun ardından toptan gıdacı, meşrubatçı ve biracılar da geldi tabii.
Ancak arkası kapalı, üzerinde yazı bulunmayan kamyonet geldiğinde, ilk şokumu yaşadım. Adam kaşar peyniri satıyordu. Kilosu 50 liradan…
Ben, “Nasıl böyle ucuz satıyorsun?” deyince de, adam açık açık söylemekten çekinmedi,
“Abi bu dandik kaşar ama kimse ayırt edemez. Bak al bi parça…”
“Zararlı değil abi, patates püresine yağ ve kaşar aroması koyuyorlar!” demez mi? O şokla adamı nasıl gönderdiğimi hatırlamıyorum.
***
Ertesi gün daha beterdi…
Kıymacı, köfteciydi gelen… Kilosu 60 liradan kıyma satıyordu… Sinirlerime güç bela hâkim olup, kıyma denilen şeyin muhtevasını (iç yüzünü) sordum.
Et aroması, tavuk deri ve kemikleri, soya vs. gibi “Zararsız!” maddelerden üretiliyormuş.
Adam övünerek, “Her şey dahil otellerden alanlar var abi” dediği an, defettim dükkandan. Adamı kovdum kovmasına da, bu iş fena halde aklıma takıldı. Kardeşim bu memlekette sahte olmayan bir şey yok mu?” (Devam Edecek…)