Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, 18 Ağustos tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete'de 7595 sayısıyla yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kanunun işlemesi tek bir şarta bağlı. PKK/KCK'nın fiilî varlığına son verdiği ve elindeki silah ile mühimmatı teslim ettiği güvenlik kurumlarınca tespit edilecek, bu tespiti teyit eden Millî Güvenlik Kurulu kararı Resmî Gazete'de yayımlanacak. O karar çıkmadan hiçbir hüküm işlemiyor.
Sonrasında ne oluyor? Üst sınırı on beş yıl ve altında ceza gerektiren suçlarda soruşturma, kovuşturma ve infaz beş yıl, daha ağır cezalık suçlarda on yıl süreyle erteleniyor. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenmiş, müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar kapsam dışında kalıyor. Erteleme boyunca dava zamanaşımı işlemiyor, dosya ve deliller muhafaza ediliyor. Kanundan yararlanmak isteyenler, MGK kararının yayımından itibaren altı ay içinde başvuracak.
Yani ortada bir af yok. Şarta bağlı, süreli ve geri döndürülebilir bir erteleme var. Sürecin takibi için Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bir kurul oluşturuluyor; kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer alıyor.
Bu, işin Ankara tarafı. Bir de Şam tarafı var ve orada dikkate değer bir husus duruyor.
On dört maddelik yol haritası
Suriye hükümeti ile terör örgütü SDG arasındaki gerginlik ocak ayında zirveye çıkmıştı. Hükümet güçleri 6 Ocak'ta Halep'te operasyon başlattı ve saha dengesi hızla değişti. SDG, Arap aşiretlerinin de hükümet saflarına geçmesiyle Rakka ve Deyrizor'daki kontrolünü tamamen yitirdi, fiilen Haseke şehir merkezine, kuzey kırsalına ve Ayn el-Arab'a sıkıştı. ABD arabuluculuğunda müzakere yeniden başladı, 18 Ocak'ta uzlaşı sağlandı, 30 Ocak'ta yol haritası açıklandı.
Metin on dört maddeydi ve iki farklı kısımda maddeler içeriyordu.
Birinci kısım, takvimi olan maddelerdi. Ateşkes ve askerî düzenlemeler derhal yürürlüğe girecekti. Güvenlik ve idare düzenlemeleri 2 Şubat'ta tamamlanacaktı. Önemli tesisler en fazla on gün içinde devredilecekti: Rumeylan ve Süveydiye petrol sahaları Enerji Bakanlığına, Kamışlı Havalimanı Sivil Havacılık Kurumuna geçecekti. Sivil kurumların devri ise en fazla bir ayı bulacak, Semelka ve Nusaybin kapılarına ekip gönderilerek bu kapılar derhal faaliyete geçirilecekti.
İkinci kısım, "tüm süreç boyunca geçerli" denilen maddelerdi. Bunların tarihi yoktu. Diploma denkliği, eğitim düzenlemeleri, sivil toplum ve medya kuruluşlarının ruhsatlandırılması bu gruptaydı.
On dördüncü madde de bu ikinci kısımdaydı: yerinden edilmiş bütün insanların şehir ve köylerine dönüşünün sağlanması.
Şimdi bugüne bakalım.
Tarihi belli olan maddeler büyük ölçüde yürüdü. Yol haritası, SDG'ye bağlı güçlerin üç tugaydan oluşan bir tümen halinde orduya bağlanmasını, Ayn el-Arab'daki gücün ise Halep'e bağlı bir tümen içinde tugay düzeyinde yapılandırılmasını öngörüyordu. Suriye kaynaklarına göre Haseke, Kamışlı ve Malikiye'deki birlikler hâlihazırda 60'ıncı Tümen bünyesinde göreve başlamış durumda. Ayn el-Arab Tugayı ise Halep'teki 72'nci Tümen emrine verilmiş. Her tugay yaklaşık bin üç yüz personelden oluşuyor ve bu personel üç aydır devletten maaş alıyor.
Anlaşma, Haseke valisinin SDG'nin, il emniyet müdürünün ise hükümetin önerisiyle atanmasını öngörüyordu; vali ataması yapıldı. Suriye’nin doğusundan sorumlu Savunma Bakan Yardımcılığına SDG'den Sipan Hemo getirildi. Bölgeden gelen bilgilere göre belediye, tarım, eğitim ve sağlık birimleri ilgili bakanlıklara bağlandı, cezaevlerinin ve adliyelerin bir kısmı Şam kontrolüne geçti. Bazı başlıklar ise hâlâ açık; kadın birliklerinin yeni askerî sistemdeki konumu ile Suriyeli olmayan kadroların durumu bunların başında geliyor. 17 Ağustos'ta anlaşmanın uygulanmasından sorumlu Cumhurbaşkanlığı heyetinin sözcüsü Ahmed el-Hilali örgütün çok yakında feshedileceğini duyurdu, örgütün Ayn el-Arab sorumlusu da feshin birkaç gün içinde ilan edileceğini söyledi.
Yeniden kurumsallaşmaya çalışan bir devletin altı ayda kat ettiği yol için hiç fena değil.
Tarihi belli olmayan son maddeyse yerinde saydı.
On dördüncü madde neden yürümedi?
On dört yıllık savaş Suriye'de her topluluktan milyonlarca insanı yerinden etti. Dönüş konusu bu yüzden tek bir bölgenin ya da tek bir kesimin değil, ülkenin tamamının meselesi. En zor başlık olması da bundan.
Adımlar atılmadı değil. Resulayn için süreç başlatıldı ve ilk konvoy 10 Ağustos'ta kente ulaştı. Yani çerçeve yasanın TBMM Genel Kurulu'nda oylandığı gün.
Ne var ki 410 ailenin dönüşü yarım kaldı. Aileler kente vardıklarında evlerinde başkalarının oturduğunu gördüler ve çıkan olaylar üzerine çoğu geri dönmek zorunda kaldı. Mesele siyasî değil, mülkiyete dairdi. On yıllık savaşta el değiştirmiş evlerde kimin oturacağını söyleyecek işleyen bir kayıt yoktu.
Gerisi hızlı geldi. Ayn el-Arab, Kamışlı, Haseke ve Amuda'da hükümet binaları hedef alındı, bayraklar indirildi, yollar kapatıldı. Ayn el-Arab'da iç güvenlik binası ateşe verildi. Halep güvenlik makamlarından aktarılan bilgilere göre olaylarda on dokuz güvenlik görevlisi yaralandı, yedi kişi gözaltına alındı ve ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Yasak birkaç gün sonra kaldırıldı, gerilim şimdilik kontrol altına alındı.
Şam'ın bu tabloyu görmediğini söylemek haksızlık olur. Yönetim, SDG entegrasyonuyla eş zamanlı olarak eski Suriye Millî Ordusu kökenli birlikleri de tek komuta altında toplamaya çalışıyor. Kolordu sistemine geçiş kapsamında ağustos başında birkaç tümen komutanlığı değişti. Devlet, kendi ordusunun içindeki bu yapıları hizaya sokma çabasında.
Ama sorunun boyutu ortada. Yüz otuz kadar silahlı oluşumu tasfiye ederek düzenli bir ordu kurmaya, aynı anda polis ve iç güvenlik teşkilatını sıfırdan örmeye çalışan hükümet, o evde yasal hakka sahip olanın yerleşmesini nasıl ve ne zaman temin edecek?
Türkiye'nin çok faydası olabilir
Suriye'nin meselesi yalnızca bir örgütün feshedilmesi değil. Milyonlarca insanın döneceği bir ülkede asıl mesele, kimin nerede oturacağı ve buna kimin karar vereceğidir. Mülkiyet kaydı, hasar tespiti, hak sahipliği tayini, kura düzeni, itiraz mekanizması ve nihayet kararı uygulatacak bir merci gerekir. Bunlar kurulmadan hiçbir mutabakat kâğıttan öteye geçmez.
Resulayn bunu bir haftada gösterdi. İyi niyet yetmedi, imza yetmedi. Çünkü kapının önünde durup "bu ev bunundur" diyecek işleyen bir otorite veya kayıt yoktu.
Türkiye'nin burada katkı sağlayabileceği pek çok nokta var. Suriye’ye bu süreci ilerletmek için gereken bürokratik, kurumsal tecrübeler aktarılabilir. Suriye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey bu yol göstermelerdir. Suriye, demografik ve sosyoekonomik yapısını bir an evvel oturtmalıdır. Bu husus bölge barışı ve güvenliği için hayati derecede önemlidir.
Ankara’nın üç avantajı
Şimdi asıl soruya gelelim.
Yeni kanun on iki maddeden oluşuyor ve maddelerin tamamı hukukî mekanizmayı kuruyor: erteleme süreleri, itiraz yolları, silah teslimi kaydı, altı aylık başvuru penceresi, kurul ve TBMM'de oluşturulacak izleme komisyonu. Hepsinin bir usulü, bir mercii, bir takvimi var.
Kanunun isminin ikinci yarısına, yani toplumsal bütünleşmeye dair müstakil bir madde bulunmuyor. Dönenler ne iş yapacak, hangi şehirde yaşayacak, bölge ekonomisi bu insanları nasıl istihdam edecek, mağdur aileler, gaziler, vatandaşlar süreci nasıl karşılayacak? Bu soruların hiçbirinin kanunda bir takvimi yok. Tıpkı Şam'daki yol haritasında olduğu gibi.
Ne var ki farkların da altını çizmek gerekir, çünkü iki süreç aynı değildir ve farkların tamamı Türkiye'nin lehinedir.
Birincisi devlet kapasitesidir. Şam, yüz otuz kadar silahlı oluşumdan bir ordu kurmaya çalışıyor ve elinde sağlıklı işleyen bir tapu sistemi yok. Türkiye’nin ise bu konularda her açıdan tıkır tıkır işleyen bir sistemi var.
İkincisi hukukî zemindir. Şam'daki metin bir hükümetle silahlı bir örgüt arasındaki mutabakattır, bu metin ne parlamentodan geçmiştir ne de yargı denetimine tabidir. Ankara'daki metin ise TBMM’de güçlü bir çoğunlukla kabul edilmiş, Resmî Gazete'de yayımlanmış, kapsamı ve istisnaları belirlenmiş bir kanundur. Bağlayıcılık bakımından ikisi kıyaslanamaz.
Üçüncüsü meselenin muhtevasıdır. Suriye'de tıkanan başlık mülkiyetti. Türkiye'de tıkanma riski taşıyan başlık ise geçim ve kabuldür; Doğu ile Güneydoğu'da istihdam, yatırım ve şehrin insanı tutabilme kapasitesidir.
Neyse ki kanun mekanizmaları ve imkânları kendi içinde taşıyor. Kurul alt komisyon oluşturabiliyor, gerekli gördüğünde idarî ve yasal düzenleme talebinde bulunabiliyor. Yani araçlar mevcut.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, kurulun ilk toplantısını 24 Ağustos’ta yapmayı planladıklarını, o toplantıda çalışma usul ve esasları ile oluşturulacak alt komisyonların ele alınacağını açıkladı.
O masada şu önemli soru sorulmalıdır: Bu alt komisyonlardan hangisi toplumsal ve iktisadî bütünleşmeden sorumlu olacak, takvimi ne olacak?
Özetle,
Bu hafta yürürlüğe giren metin önemlidir. Uzun bir sürecin hukukî çerçevesini kurduğu için tarihi değere sahiptir.
Suriye'deki on dört maddelik belge de değerliydi. Yürüyen maddeleriyle bir ülkenin bölünmesini önledi. Yürümeyen maddesiyle de bize şunu öğretti: Bir hükmün gerçekten uygulanmasını isteyen ona bir tarih koyar, bir sorumlu atar, bir bütçe ayırır. Gerisi temenni olarak kalır.
Terörsüz Türkiye'nin de asıl başarısı, kaç kişinin dağdan indiği ya da kaç kişinin ceza ertelemesi aldığı olmayacak. Ölçü şudur: Kaç kişi evine döndü ve döndüğünde tamamen zihnen de arınıp bu anayurdun bağrına yaslandı ve vatanını artık sahiplenip bu ülkenin her şeyden daha kıymetli olduğunu anladı.
Bu sürecin getireceği huzuru ve birlikteliği umutla ve özlemle bekliyoruz.