Suriye'ye dair uzun yıllardan sonra ilk kez kriz, çatışma ve göç değil; dönüş, ticaret ve yeniden inşa konuşuluyor. Nitekim sınır kapılarındaki hareketlilik ve gönüllü dönüş rakamlarındaki artış, konjonktürün değiştiğini açıkça gösteriyor. Bu değişimin en doğrudan hissedileceği yer ise Hatay.
Çünkü Hatay için Suriye göçtü, ticaretti, güvenlikti, insani yardımdı. On yılı aşkın süredir sınır ötesindeki krizin toplumsal yükünü, ekonomik faturasını ve güvenlik baskısını bu şehir taşıdı.
"Suriye düzeldi" kolaycılığına dair
Türkiye'de göç tartışması yıllarca iki uç arasında salındı. Bir yanda her şeyi sert bir geri gönderme söylemine indirgeyen dil, öte yanda yerel yükleri görmezden gelip meseleyi soyut bir insan hakları retoriğiyle geçiştiren dil kullanıldı.
Hatay'da ise mesele hep basitti. Belediye hizmetleri zorlandı, kiralar arttı, okullar ve hastaneler baskı altına girdi, kayıt dışı ekonomi büyüdü. Asıl ihtiyaç duyulan ise, yerel halkın adalet duygusunu da Suriyelilerin insan onurunu da aynı anda gözeten gerçekçi bir geçiş yönetimiydi.
Bugün gelinen noktada, çatışmanın yerini kademeli bir normalleşme arayışına bırakması kritik bir eşik.
Yine de tabloyu doğru okumak gerekiyor. Suriye'de devlet kapasitesi halen zayıf, altyapı yıpranmış, mülkiyet ihtilafları ortada; ekonomi bir enkazın içinden çıkmaya çalışıyor. Bu yüzden "Suriye düzeldi, herkes döner" kolaycılığı ne gerçekçi ne de insanidir. İnsanın döndüğü yerde ev bulabilmesi, çocuğunu okula yazdırabilmesi, çalışabilmesi, can güvenliğinden emin olabilmesi gerekir.
Sınır bir bir ekonomi hattıdır
Savaş yıllarında sınır hep risk ve güvenlik kavramlarıyla anıldı. Oysa sınır aynı zamanda ticarettir, lojistiktir, pazar erişimidir. Hatay'ın konum avantajı da burada devreye giriyor. Cilvegözü ve Yayladağı kapıları, Reyhanlı–Antakya hattı ve İskenderun limanı doğru planlanırsa, şehir şüphesiz Suriye'nin yeniden inşasında Türkiye'nin en doğal ekonomik kapılarından biri olacaktır.
Üstelik bu inşa sürecine dair tahminler yüzlerce milyar dolarlık bir hacme işaret ediyor. Demir, çimento, cam, makine, gıda, tekstil, elektrik ekipmanı, sağlık hizmetleri, lojistik ve mühendislik sektörleri doğrudan gelişecek.
Dolayısıyla Hatay için asıl gereken, sınırdan gelip geçen tırların tozunu yutmak değil; Suriye ve ötesindeki ülkelere hitap eden bir üretim, depolama, dağıtım ve hizmet merkezi olabilmektir.
Ancak fırsatın kendiliğinden Hatay'a akacağını sanmak büyük hata olur. Coğrafi yakınlık gereklidir ama yeterli değildir. Zira Gaziantep, Mersin, Adana, Kayseri ve İstanbul sermayesi bu pazara çok daha hızlı organize olabilir; bu iller ihracat tecrübesi ve finansman erişimiyle oldukça avantajlı konumdadır.
Kaldı ki Suudi Arabistan'la gündeme gelen Hicaz Demiryolu projesinin Gaziantep üzerinden Suriye'ye uzanmasının planlandığı da hesaba katılırsa, Hatay bu yarışa deprem sonrası toparlanmanın yükü, altyapı eksikleri ve sermaye yetersizliğiyle komşu illerden geriden başlıyor.
Bu tabloda asıl mesele, Hataylı esnafın, sanayicinin, nakliyecinin ve genç işgücünün bu göreli iyileşmeden nasıl pay alacağıdır.
Bunun reçetesi ise bellidir: Gümrük işlemlerinin hızlandırılması, lojistik altyapının güçlendirilmesi, sınır ticaretinin kayıtlı hale getirilmesi, yerel KOBİ'lere acil finansman desteği ve mesleki eğitimin Suriye'nin inşa ihtiyaçlarına göre güncellenmesi gerekmektedir.
Hatay için özel kalkınma programı
Tamamına yakını yıkılan Hatay'ın önünde tarihi bir fırsat var: Deprem sonrası şehrin yeniden inşasıyla ihracat odaklı üretim ve dağıtım merkezi olma hamleleri, birbirini tamamlayan süreçler olarak kurgulanabilir.
Şehirde bugün oluşan inşaat, lojistik, mühendislik ve altyapı kapasitesi, yarın Suriye pazarına açılabilir. Böylece Hatay yalnızca kendi yaralarını saran bir şehir değil, bölgesel yeniden yapılanmanın taşıyıcı aktörlerinden biri olur.
Ne var ki bunun için Ankara'yla Hatay arasında bugünkünden çok daha güçlü bir koordinasyon gerekir. Ticaret, İçişleri, Sanayi ve Ulaştırma bakanlıkları, AFAD, Göç İdaresi, kalkınma ajansları, odalar, organize sanayi bölgeleri ve yerel yönetimler aynı stratejik masada buluşmalı; Hatay için ayrı bir "Suriye sonrası normalleşme ve kalkınma programı" belirlenmelidir. Bu programın üç ayağı vardır:
Birincisi, göç yükünün adil yönetimi. Yerel halkın yıllardır biriktirdiği yorgunluk ciddiye alınmalıdır. İnsanlar kendi şehrinde kiraların yükselmesinden, iş rekabetinden, hizmetlere erişimdeki sıkışmadan şikâyet ediyorsa, bu şikâyet "yabancı düşmanlığı" diye kenara itilemez. Ama öte yandan, savaşın ve belirsizliğin içinden gelen Suriyelilerin varlığı da yalnızca güvenlik ya da demografi başlığına indirgenemez. Devlet aklı, iki gerçekliği aynı anda görebildiği ölçüde başarılı olur.
İkincisi, sınır ticaretinin kurumsallaşması. Ticaret büyüyecekse, bu büyüme plansız ve yalnızca belli şirketlere kazanç sağlayan bir yapıya dönüşmemelidir. Küçük işletmeler, üreticiler ve genç girişimciler sürece dahil edilmezse Hatay, tırların geçtiği ama katma değerin başka şehirlerde kaldığı bir transit yoluna döner.
Üçüncüsü ve en kritiği: yeniden inşanın kalkınma vizyonuyla birleştirilmesi. Bir şehir yeniden kurulurken ekonomik rolü de yeniden tanımlanır. Bu nedenle Hatay yalnızca konut üretimiyle ayağa kaldırılırsa eksik kalır. Sanayi altyapısı, liman bağlantısı, lojistik avantajı, tarımı, turizmi ve sınır ticareti tek bir resim olarak düşünülmelidir. Suriye'deki istikrar da bu resmi tamamlayan dış halkadır.
Sonuçta Hatay'ın önündeki yol ayrımı açıktır: Suriye'deki istikrarı uzaktan izlemek mi, yoksa bu yeni dönemin kurucu şehirlerinden biri olmak mı?
Türkiye bu süreci doğru yönetirse, Suriye'de yeniden kurulan hayatlarla birlikte Hatay kendi geleceğini de yeniden kurar. Ve bu şehir, dönüşümün ve bölgesel kalkınmanın merkezi olur.