Çocukluğumuzda birine “Bana bakar mısın?” dediğimizde aldığımız en net cevap şuydu:

“Sana belediye baksın!”

O zamanlar bu laf, mahalle kültürünün en sert diplomatik cevabıydı. Hafif sitemli, bol özgüvenli… Ama işin garibi şu ki, o dönem gerçekten belediyeye pek iş düşmezdi.

Çünkü bizim mahallede belediyeden önce annelerimiz vardı.

Sabahın erken saatinde kapının önü süpürülür, sadece kendi evimizin değil, sokağın yarısı temizlenirdi. Bir nevi gönüllü temizlik timi gibiydiler. Mahalle aralarında süpürge sesleri yankılanırdı. Toz kalkardı ama edep kalkmazdı.

Konteyner mi? Yoktu.

Çöp kutusu mu? O da lüks sayılırdı.

Teneke vardı. Bildiğin yağ tenekesi. Hem ekonomik hem nostaljik hem de geri dönüşümün atası!

Şimdi gelelim bugünün Adana’sına…

Artık evin önü süpürülmüyor.

Ama evin içi komple dışarı taşınıyor!

Koltuk değişiyor, eskisi kapının önüne.

Yatak değişiyor, eskisi kaldırıma.

Dolap desen, sanki açık hava mobilya sergisi…

Geri dönüşümcüler konteyneri boşaltıyor, içindekini dışarı çıkarıyor, geri koymuyor.

Evet, Adana’da temizlik sorunu var. Belediyeleri çok eleştiriyoruz, eleştirmeye de devam edeceğiz. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir çözüm bulmaları gerekiyor. Ama sadece şunu da soralım kendimize: Bu şehrin sokakları sadece belediyenin mi?

Kapının önüne bırakılan her eşya,

Konteynerin yanına atılan her çöp,

“Nasıl olsa biri alır” diye düşünülerek yapılan her hareket…

Şehrin görüntüsünü de havasını da, ruhunu da etkiliyor.

Temizlik sadece görev değil, kültürdür.

Ve kültür, evin içinden başlar.

Biraz da kendimizi sorgulayalım.

Çünkü Adana hepimizin.

Ve unutmayalım…

“Sana belediye baksın” lafı çocuklukta kaldı.

Artık biraz da biz kendimize bakalım.