Anavatanlarından koparıldılar ve yöneticileri tarafından satıldılar. Öyle ki; nefes almak ve de hayata tutunmak onlar için tam anlamıyla bir eziyetti. Seslerini çıkarmıyorlardı ve karşı koyamıyorlardı. Çünkü onlara yapılan dayatmalara direnirlerse, kendilerine veya ailelerine zarar verileceğini gayet iyi biliyorlardı. Hak ve hukuk ne yazık ki yoktu. İnsan haklarıysa sadece varlıklı olanları kapsıyordu. İşte bu kölelik uygulamaları arasından bir tanesi vardı ki hem evrensel, hem de kalıcı etkileri bakımından bizlere bu durumu özetliyor.
***
İŞ GÜCÜNÜ ARTIRMAK İÇİN KÖLE TİCARETİNE BAŞLANDI
Bilindiği üzere 15. yüzyıl dolaylarında Avrupalı denizciler, Amerika Kıtası’nı keşfettiler ve Avrupalılar orada pek çok zenginlik gördüler. O kıtadaki değerli olan hemen her şeye adeta göz koydular. Amerika’da altın gibi çok değerli madenler bulunuyordu. Ayrıca o dönemlerde Avrupa’da bulunmayan tütün, kakao, kahve çekirdekleri, patates gibi onlarca sebze ve meyve de Amerika’da yetişiyordu. Dolayısıyla kıtadaki zengin kaynakların ekilip biçilmesi, toplanabilmesi, işlenebilmesi ve de Avrupa’ya geri götürülebilmesi için ciddi bir insan gücü gerekiyordu. Buna karşın Amerika’nın gerçek yerlileriyse savaşmak zorunda kaldılar ve birçoğu da Avrupalıların getirdiği yeni hastalıklar yüzünden hayatlarını kaybettiler. Bunun üzerine işgücüne olan yoğun talebi karşılamak için de Avrupalılar, Afrikalı insanlara bel bağladılar. Dolayısıyla İspanya ve Portekiz gibi sömürgeci devletler, Atlantik’te bir köle ticareti başlattı.
AFRİKALI KRALLAR ALTIN İÇİN KENDİ İNSANLARINI SATTI
Yaklaşık 400 yıl devam eden ve üç kıtaya kadar yayılan bu uygulama, 10 milyondan fazla Afrikalıyı zorla Amerika’ya getirdi. Bu eylemin yarattığı etkiler yalnızca köleleri değil, dünyanın büyük bir kısmının ekonomisini ve tarihini de etkiledi. Afrika köleliği yüzyıllar boyunca farklı şekillerde varlığını sürdürdü. Bazı köleler, sınırlı süreli ve özgürlüğünü satın alma şansı olan sözleşmeli işçilerdi. Bazılarıysa onlara kıyasla çok daha şanssızdı.
Afrikalı krallar; İçki, altın ve değerli eşyalar karşılığında kendi halkından insanları Avrupalılara sattılar. Sattıkları insanları suçlular, borçlu kimseler veya rakip kabilelerin savaş tutsağı olarak tanımladılar. Buna bağlı olarak da yaptıkları şeyin insanlık dışı olmadığını öne sürdüler. Böylece Afrikalı krallar onları satarak hem zenginleştiler, hem de imparatorluklarını büyüttüler. Dolayısıyla Afrikalı düşmanlarına karşı güç kazandılar. Avrupalılar ise daha farklı bir ideoloji benimseyerek bu köle ticaretini meşrulaştırdılar. Afrikalı insanların biyolojik açıdan beyazlardan aşağı olduklarını ve köle olarak kullanılmalarının normal olduğunu savundular.
Netice itibariyle Avrupalıların bu yoğun talepleri bir şekilde karşılandı. Fakat bir zaman sonra Avrupalıların yoğun isteklerini karşılamak, Afrikalı krallıklar arasında kontrolsüz bir rekabet oluşturdu. Bazı krallar köle satmanın karşılığında Avrupalılardan ateşli silahlar talep ettiler. Bu durum Afrikalı krallıklar arasında güç dengesizliği yarattı ve bir takım savaşlar patlak verdi.
***
KÖLELER, ÖLDÜKLERİNDE RUHLARININ HUZURA KAVUŞACAĞINA İNANIYORDU
Yani Afrikalı krallar bu işten kâr edelim derken, kendi kendilerini bitiren savaşlara giriştiler. Köleler ise hayal edilmez derecede zalimliklere maruz kaldılar. Kıyılardaki köle kalelerine gönderilip, bitlenmeyi önlemek için tıraş edildiler ve damgalandılar. Sonrasında ise Amerika’ya götürülmek üzere bir eşya gibi gemilere taşındılar. Gemilere binenlerin yaklaşık yüzde 20’si bir daha karayı göremedi. Çünkü o zamanki kaptanların çoğu, güvertenin altına mümkün olduğu kadar çok işçi sıkıştıran tiplerdi. Hijyen yokluğu birçoğunun hastalıklardan ölmesine sebep olurken, bazılarıysa eziyetten kaçmak için kendilerini denize attılar. Daha cesaretsiz olanlarsa kaderine razı gelip, her türlü eziyete katlanmayı tercih etti. Öte yandan bir takım Afrikalılar daha yolun en başında kaderlerini çizdiler. Afrika’nın en iç kesimlerinde yaşayanlar daha önce beyaz insan görmemişlerdi. Bu insanlar; Sürekli olarak kendileri için gelen, ailelerini götüren ve gözleri asla doymayan Avrupalıların yamyam olduklarını düşündüler. Deyim yerindeyse bir nevi yem olmaktan korktular. Daha fazla acıdan kaçınmak adına ya onları ortadan kaldırmayı denediler ya da kendi canlarına kıydılar. En azından ölerek ruhlarının huzura kavuşacağına inanıyorlardı. Hayatta kalanlar ise tamamı ile insanlıktan çıkmış durumdaydı. ( Devam Edecek…)