Pek çoğumuzun korkuyla yaklaştığı, adını dahi duymak istemediği ve dinimizde çok büyük günah olduğunu bildiğimiz ‘Büyü’ hakkında az-çok bilgisi vardır. Yani; büyü yapılanlara ve bu lanet işle uğraşanların başlarına daha sonradan neler geldiğini birçok diziden, filmden, kitaptan duyup-görüp-okuyoruz. Buna benzer ibretlik hikâyeyi de maalesef ya çevremizden, ya sosyal medyadan veya haberlerden de takip ediyoruz. Bu hafta siz değerli okurlarımızla Büyü ve Büyücülük hakkında merak edilenleri, büyüye maruz kalanları ve büyü ile uğraşanların başlarına neler geldiğini araştırıp, paylaşmak isterim.

İşte büyü ve büyücülük hakkında merak edilenler…

Büyü ve büyücülük, insanoğlu tarihinde birçok dönemde yer almıştır. Büyü, insanların görünmeyen güçlere hükmetme, ölümsüzlüğün sırlarına ulaşma ve hayal ettiklerini çok daha kısa sürede gerçekleştirme istekleri üzerine ortaya çıkmıştır. Bunun için çeşitli yollara başvurulmuş sonucunda yaptıran için iyi, yapılan için ise dehşet verici sonuçlara ulaşılmıştır. Bu işle uğraşıp büyü yapanlara da büyücü denilmiştir.

***

BÜYÜNÜN DOĞUŞU

Büyücülüğün doğuş yerinin Babil İmparatorluğu olduğu genel olarak kabul görmüş bir rivayettir. Babil halkının meleklere ve ruhlara ibadet ettikleri görülmüştür. Büyücülük, İslâm’dan önce Araplar da, Rumlar da, Hintliler de, Mısırlılar da da yaygındı. Özellikle Hz. Musa zamanında büyücülük itibarlı meslekler arasında anılıyordu. Türklerde de Şamanizm’den gelen inanç ve geleneklerin etkisiyle büyü yapma, fal baktırma, cin ve peri çağırma gibi uygulamalara sıkça başvurulmuştur.

GELELİM DİNİMİZE GÖRE BÜYÜNÜN ORTAYA ÇIKIŞINA

Hz. Süleyman döneminde toplumda birçok sihirbaz vardı. Bu yüzden insanlar, Hz. Süleyman’ın gösterdiği mucizeleri sihir olarak nitelendirip onu yalancılıkla suçlamışlardı. Allah da, sihir ile mucize arasındaki farkı anlasınlar diye insanlara sihri öğretecek iki şahıs görevlendirmişti. Kur’an-ı Kerim’de de, Bakara suresinin 102. ayetinde insanlara büyüyü öğreten Hârût ve Marut adlı iki melekten bahsedilmiştir.

Ayet şu şekildedir: “Tuttular, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurdukları sözlere tâbi oldular. Hâlbuki Süleyman küfre gitmemişti. Fakat asıl o şeytanlar küfre gittiler. Halka sihiri ve Babil’de Hârut ve Mârut adlı iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: "Biz sırf imtihan için gönderildik, sakın kâfir olma!" demedikçe hiç kimseye sihir öğretmezlerdi. İşte bunlardan koca ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah’ın izni olmadıkça onlar bununla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Onlar kendilerine zarar getirip, fayda vermeyen şeyler öğreniyorlardı. Büyüye müşteri olan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını pekiyi biliyorlardı. Karşılığında kendi varlıklarını sattıkları şey ne kötü! Keşke bunu anlasalardı!”

***

Ayrıntı verilmediği için Hârût ve Marut’un melek mi, insan mı, cin mi olduğu bilinmiyor. Ancak birçok din âlimine göre onlar insan suretine bürünmüş iki melektir. Hârût ve Marut, insanlara öğrettikleri şeyin kötüye kullanılmayacağına dair söz alarak onlara sihri öğretiyorlardı. Daha sonra birçok insanın kötüye kullandığı bu bilgi onların imtihanı olacaktı. Zamanında peygamberimize de büyü yapıldığı konusunda söylentiler vardı. Hemen bu olaydan sonra da Felak Suresinin indiği rivayet ediliyordu. Bu nedenle büyünün peygamberimize etki etmediği söylenerek büyü yapılan kişilere bol, bol Felak Suresini okumaları tavsiye ediliyordu. Günümüzde hala cahil kesim tarafından bu icraatı bir şekilde sürdürenler olsa da genel olarak büyücülük oldukça azalmıştır. En azından büyücüler yaptıkları meslekleri gizli yapar hale gelmişlerdir. (Devam Edecek…)

Kaynak: http://kitabıneksiksayfaları.com/f/büyü-ve-büyücülük-tari̇hi̇