- Hiç yok.

- Essah mı?

- Essah.

- Vallaha mı?

- Vallaha.

- Dinine mi?

- Dinime.

- Yeminle mi?

- Yeminle.

- Umut yok mu?

- Yok.

- Ümitte mi yok?

- O da yok.

- Hiç mi yok?

- Hiç yok.

- O kadar mı?

- O kadar.

- Onlar, böyle demiyor ama.

- İktir et onları.

- Neden iktir edim?

- Yalan söylüyorlar da onun için iktir et.

- Ne yalanı?

- Bilinen yalanı.

- O yalanı ben bilmiyorum.

- Koyun gibisin de ondan.

- İnsaf yahu.

- Değil yahu.

- Deme yahu.

- Dedim yahu.

- Neden dedin yahu?

- Koyunluktan öküzlüğe terfi etmemen için.

- Nasıl yani?

- Öyle yani.

- Beni bu kefeye koydun da bu işin müsebbiplerini neden görmüyorsun?

- Bana mı söylüyorsun?

- Evet, sana söylüyorum.

- Haksızlık ediyorsun.

- Etmiyorum.

- Ediyorsun çünkü; "Yazan da konuşan da benim."

- Hayır, sen değilsin.

- Kim peki?

- Onların kimler olduğunu sen herkesten çok daha iyi görür, çok daha iyi bilirsin.

- Ben, sadece bu konuda değil, her konuda bana düşen görev ve sorumluluklarımı yerine getirdiğimi sanıyorum.

- Öyle mi sanıyorsun?

- Yok, akşam sanıyorum.

- Benimle dalga geçme.

- Geçmiyorum.

- Geçiyorsun.

- Geçmiyorum.

- Geçmemiş olsaydın; "Koyunluktan öküzlüğe terfi etme" demezdin.

- İçi dolu o kelamı sadece sana demedim.

- Kime dedin?

- Gerçeği, gerçekleri görmeyen... Görmemek için debelenen koyunlara ve öküzlere dedim.

- Haksız değilmişim.. Beni de içine koyarak demişsin işte.

- Öyle mi sandın?

- Evet.

- Allah Allah.

- He vallah.

- O zaman seni kelamımın içinden çıkarayım.

- Nereye koyacaksın?

- Kelamullah'ın içine koyayım ki; "Kelam, Kerim'e ersin."