Geçtiğimiz günlerde 5 Ocak Gazetesi’nin manşetinde, ‘’Adana'da Kaldırımlar İşgal Altında’’ başlığıyla arkadaşlar haber yapmış, bende arkadaşlarıma bir katkı vereyim dedim ve bu soruna biraz da mizahi yaklaşmak istedim.
Çünkü normal yollardan ‘’Ne duyan var ne gören’’
Adana’da kaldırım bulmak, çölde su aramak gibi bir şey. Hele yürümeye çalışmak? Onu da siz en iyisi hayal edin. Çünkü Adana’da kaldırımlar artık yürümek için değil; park etmek, masa atmak, tezgâh açmak ve tabii ki "dayı gibi bir sandalyeye oturmak diğer sandalyeye el yaslamak" için var.
Sabah bir bakıyorsun, kaldırımda üç masa, beş sandalye. Kaldırımda çay içen amcayı mı rahatsız edersin, yola mı inersin, yoksa uçma yeteneklerini mi geliştirirsin? Seçenek bol.
Belediye bir ara “kaldırımları boşaltıyoruz” dedi. Mahallede herkes panik oldu. Çünkü kaldırımda kim ne kadar yer kaplamış, resmen tapulu malı gibi sahiplenmiş. Bazıları şerit çekmiş, bazıları masaları zincirlemiş. Hani sanki oraya dedesinden miras kalmış!
Geçen gün bir esnafla konuşuyorum:
— Abi bu kaldırıma masa atmak yasak değil mi?
— Hemşerim burası bizim. Biz yıllardır buradayız!
— Ama tabelada “yaya yolu” yazıyor?
— O da tabela işte, herkesin bir hikayesi var…
Bir başka fenomenler de “iki teker üstü tapu sahipleri”. Motosikletler, elektrikli bisikletler, market taşıma araçları… Kaldırımda yürürken arkandan korna çalınıyor! Döndüm bir gün:
— "Burası kaldırım, yol değil!"
— "Tamam abi ama geçmem lazım."
— "Benim de!" diyemedim.
Adana’da kaldırıma adım attığında, sadece yere değil, kaderine de dikkat etmen gerek. Çünkü ya bir masaya çarpacaksın ya bir tabureye takılacaksın ya da bir dayının "ne bakıyon?" bakışıyla muhatap olacaksın.
Adana’da kaldırım işgali çözülür mü? Bilmem. Ama şu kesin: Kaldırımda yürüyebilen insan, dünyayı da yürür. Çünkü o sabrı bulan, her şeyi başarır!
Arkadaşlar birazda ciddileşelim.
Bir şehirde yürümek, aslında o şehrin medeni olup olmadığını anlamanın en basit yollarından biridir. Çünkü kaldırımlar sadece ayaklarımıza yol değil, aynı zamanda o şehrin insanına verdiği değerin somut bir göstergesidir. Ne yazık ki, biz hâlâ "kaldırım işgali" gibi ilkel bir sorunla uğraşıyoruz. Oysa başka şehirler bu meseleyi yıllar önce çözmüş, şehrin tüm paydaşlarına saygı göstermeyi öğrenmiş durumda. Onun içindir ki yazımın başlığını "Herkes Gider Aya Biz Gidemeyiz Yaya" koydum. Hoşçakalın.