Ege Bağatur yıllar önce söylemişti: “Adana’nın en büyük sorunu, Adanalıların kendi sorunlarına sahip çıkmamasıdır.” Kısa, yalın ama derin bir tespit. Aradan yıllar, yıllar geçti, kent büyüdü, değişti, dönüşümler yaşadı, göç verdi, göç aldı ama rahmetli Bağatur’un bu sözü hala Adana’nın tam kalbine dokunuyor. Ege Bağatur’un yıllar önce söylediği bu söz, yalnızca geçmişin bir eleştirisi değil, bugünün Adana’sına da yöneltilmiş güçlü bir aynadır. Aradan on yıllar geçti ama Bağatur’un tespiti, şehrin en derin gerçeğini yansıtıyor.
Adana, bereketli toprakları, sanayi geçmişi, kültürel çeşitliliği, coşkulu insan yapısı ve benzersiz gastronomisiyle aslında bir güç merkezi. Adana; sanayisi, tarımı, kültürü, gastronomisi ve insan enerjisiyle Türkiye’nin en üretken şehirlerinden biri olabilecek potansiyele sahip. Ancak bu potansiyel, ne yazık ki ortak bir sahiplenme bilinciyle desteklenmeyince yarım kalıyor. Adana’nın büyük potansiyeli çoğu zaman iki elin parmaklarını geçmeyen birkaç kişinin çabasıyla sınırlı kalıyor. Say deseniz vallahi de sayarım billahi de sayarım on, on beş kişiyi ancak bulur. Neyse konuya döneyim kısıtlı bir çaba o da kentin kıymetini bilenlerin çabası. Çünkü ortak bir sahiplenme duygusu, yani Adanalılık bilinci yeterince güçlü değil.
Her dönem aynı tabloyla karşılaşıyoruz. Bir sorun ortaya çıktığında herkes konuşuyor, eleştiriyor, yakınıyor ama çözüm üretme noktasında kentte derin bir sessizlik hâkim oluyor. Kentin geleceğine dair meselelerde Adanalıların kendi iç dayanışması zayıf kalıyor.
Oysa Bağatur’un işaret ettiği şey tam da buydu sahip çıkmak. Sorunları dile getirmek değil, elini taşın altına koymak. Kent için mücadele etmek, kendi değerlerini savunmak, kentin kimliğini korumak. Bugün Adana, yalnızca yerel yönetimlerin değil, her Adanalı bireyin sorumluluk duygusuna ihtiyaç duyuyor. Esnafın, sanatçının, çiftçinin, öğrencinin, iş insanının, sivil toplumun… Herkesin bir taş koyması gerekiyor bu yapıya.
Çünkü şehirler, sadece yollarla, binalarla, köprülerle büyümez, aidiyet duygusuyla büyür. Ege Bağatur’un o sözü, aslında bir sitem değil, bir çağrıdır. Kendine güvenen, geçmişine sahip çıkan, geleceğine inanan bir Adana için hala geç kalınmış değil. Yeter ki artık başkalarının değil, kendi şehrimizin kaderinin mimarı olalım. Çünkü Adana’nın en büyük gücü, Adanalı’nın tam da kendisidir.
Bugün Adana’nın ihtiyacı, birilerinden birşeyler beklemek değil, kendi yapabileceğini kent için yapmasıdır. Bu kentin geleceğine yön verecek olan ne Ankara’daki siyaset ne de dışarıdan gelen yatırımcıdır, Adanalı’nın ta kendisidir. Esnafıyla, çiftçisiyle, sanatçısıyla, genciyle, kadınıyla…
Yeter ki biz bu kente inanalım, birlikte hareket edelim, birbirimize güvenelim.