Eskinin yaman gazetecisi Şahin Esendemir yollamış.
"Tanyeli ve annesinin hikayesi"
Bir ay, sadece bir ay..
Adana'nın kuru soğuk kışında geçen kısacık bir zaman!
O günahsız küçük yavruyu gördükçe içim sızlardı.. Annesinden de, babasından da pek umudum yoktu, "yazık olacak bu yavru’cağıza" derdim hep!..
Adana macerası bekledikleri gibi geçmedi.. İyiliksever birkaç kişi bir araya gelip bir şeyler toparladılar, dönüş kararı alındı..
Eski otogardan yolcu ettim, minik prensesi, annesini ve babasını; Yağmurlu bir akşamdı.
Sadece yağmur değildi ıslatan dünyamızı, gözyaşları da yağmurla yarıştı, kimseler fark etmeden.
Gidiş o gidiş..
***
Yıllar sonrası öğrendim..
Betül zaten sahnede şarkı söylemeyi pek beceremiyordu.. Pavyonda bile sesi ile değil güzelliği ve kadınsı görüntüsü ile üç beş kuruş kazanabilmişti.
O dönemlerde sinema sektöründe yeni bir akım başlamıştı.. Salon filmleri, melankolik konular içeren filmler iş yapamaz duruma gelmişti. Betül, gğzel vücudunu kullanmış, porno filmler furyasında kendine bir yol bulmuştu. Stilini de ismini de değiştirmiş, Dolgan Sezer olmuştu..
Genç, masum görüntülü Betül gitmiş, şuh kadın sembolü Dolgan, yepyeni bir figür olarak, bozulan sinema sektöründe küçücük bir yer bulmuştu.
***
80'li yılların sonunda Tan Gazetesi'nin düzenlediği bir konserde karşılaştık, Betül ile..
Dolgan Sezer diyemedim, "Türkegül!" dedim.. O minik kızı sordum; "Armut, dibine düşer. O küçük kız şimdi şarkı söylüyor, dans ediyor.. Benim yolumda yürüyor, ama benimle konuşmuyor. Tanyeli var ya, Tanyeli, işte o benim kızım! " demişti; gözleri yaşlı..
"Anne olduğumda zaten çocuktum. Ne kadın olmayı, ne anne olmayı başaramadım. Uzaktan bakıyorum, uzaktan kol kanat olmaya çalışıyorum. Onun nefes alması bile yeter benim için" demişti için için haykırarak..
***
90'lı yıllarda Adana Temsilcisi olduğum Günaydın ve Tan Gazetesinin bir konserinde karşılaştık. Bu vesile ile konuştuk Tanyeli ile..
Beni hatırlaması imkansızdı; üzerime neler yaptığını, bebekliğinde ne kadar şirin olduğunu anlattım azıcık..
Ancak o, hayatının o zaman diliminde bahsedilmesine tahammül edemiyordu. Yaşamının en güzel zamanlarında, çocukluk yıllarında kendisine sahip çıkmayan annesinin de, babasının da isimlerini bile anmak istemiyordu..
Sonra ikisi ile de hiç karşılaşmadım. Hiçbir şekilde görüşme fırsatımız olmadı..
***
Kader işte;
bir anne ve kızı aynı yerde, aynı çizgide buluştururmuş!
Anne Dolgan, yani Türkegül 2015 yılında, genç yaşta kansere yenik düştü.. Yaşama veda etti.
Şimdi de Tanyeli!..
Daha bir yaşını bile doldurmadan, Adana'da çileli yaşamına tanık olduğum o küçük prenses..
Annesinin ölümünden 10 sene sonra, annesinin benzeri bir hastalığın pençesinden kurtulamadı. Tanyeli'yi de kaybettik..
***
Tanyeli'nin vasiyetini okudum, sosyal medyada :
"Beni annemin yanına gömün!" demiş..
Bir doğa kuralı diye düşünüyordum;
Anneler ve kızları sonuna kadar dargın kalamaz diye bir tesbit vardı..
Bu yazıyı kaleme almama vesile olan, Adana'nın gururu, Uluslararası platformda bu şehri en iyi temsil eden bilim insanımız, Prof. Dr. Bahar Uslu'dan öğrendim..
Tanyeli (Öznur Kral) , annesi Dolgan (Türkegül) ile onun son günleri öncesi barışmışlar..
"Beni annemin yanına gömün!" Boşuna vasiyet edilmemiş..
Türkegül ve Öznur zor yaşamlar geçiren iki çileli kadın, anne ve kız!..
Işıklarda uyusunlar..
***
"Annenin kaderi, kızının çeyizidir.."
***
Okura Not: Teknik bir hatadan dolayı yazarımızın yazısının ikinci bölümü gecikmeli yayınlanmıştır. Yazarımızdan ve okurlarımızdan özür dileriz.