14 Mayıs 2023 tarihinde seçime gidiyoruz. Bu seçim olağanüstü bir dönem için belirlenmiş bir seçim değil. Yani, daha önceden yapılacağı bilinen planlı, programlı bir seçimdir. Bu nedenle, ilk defa seçime gidiyormuşuz gibi bir ortam oluşturmanın gereği de yok, nedeni de yok.
Son Halkoylaması ile gelen yeni düzen olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı verilen düzen, bu seçimde yeniden oylanacaktır, bu doğru. Bu sistemin iyi yürüyüp yürümediğini bu seçim sonucunda göreceğiz, bu da doğru. Bu sistemin oylanması döneminde yapılan seçim çalışmalarında sisteme karşı bir duruş sergilemiş bir kişi olarak sistemin iyi işlemediğini görmüş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum.
O dönemde karşı olduğumuz en temel konu ne idi? Parlamento işlevinin daralması, denetleme mekanizmasının işlevinin azalması, güçler ayrılığının denetim mekanizmasının daralması en önemli konular idi. Yaşanan süreç içerisinde bu endişelerimizin haklılığını görmüş olmanın gerçekten üzüntüsünü yaşıyorum. Neden üzülüyorum? Çünkü, bu ülke bizim ve bu ülkenin her gününde ileri gidecek işlerin yapılması gerektiğine olan inancım nedeni ile üzülüyorum. Yani, Türk Milletinin ileri gitmesi, gençlerimizin gelecek kaygısının çok az olması veya hiç olmaması adına bir gün bile kaybetmeye tahammülümüz olmamalıdır.
Toplumsal değerlendirmelerde kullandığım ölçü çok açık ve net ki, bu ölçüyü her fırsatta yineliyorum. Nedir o ölçü? Türk Milleti, Türk Milletinin geçmişi ve geleceği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve O’nun kurucu iradesi olan Mustafa Kemal ATATÜRK. Ölçü bu olunca parti, zümre, kişi, grup gibi ölçüler elbette ikinci planda kalmaktadır.
Bu anlattıklarımı bağlayacağım nokta şurasıdır. Elbette, bu seçim önemli ve son Halkoylaması ile gelen düzenin işlemiş olup olmadığını, parlamenter sistemin gerekli olup olmadığını anlayacağız belki ama, ne olursa olsun sonuçta sadece bir seçim olacak. Dolayısıyla, seçimi hayatımızın sonu veya başı olarak almanın abartılı olduğunu kabullenmeli ve ona göre tavırlar sergilemeliyiz.
1970’li yılların başından beri yapılan seçimleri iyi hatırlıyorum. O dönemden beri yapılan seçim öncesi ve seçim sonrası değerlendirmelerin içerisinde bütün yaşantısı ile birlikte olan birisi olarak bu seçimde kullanılan ifadeleri bugüne kadar duymadım desem doğrudur.
Ne oluyor yahu?
Çok önemli bir seçim döneminden geçiyoruz. Bu seçimin gerçekten önemli olduğunu biliyorum. Hatta öneminin en temel nedenini yukarıda anlatmaya da çalıştım. Ama sonuç itibarı ile inanın hayatın sonu değil.
Tekrar soruyorum; ne oluyor yahu?
Özellikle iktidar cephesinden atılan o sözler ne demek?
Bakın şu sözlere;
“15 temmuzda yapılan askerî darbe teşebbüsü idi, 14 mayıs siyasî darbe”
“küffara teslim etmeyeceğiz”
“Onlar şampanya ile kutlar bizim ise alnımız secdeye değecek”
“bu seçim istiklâl harbidir”
Vs. vs.
Lütfen sakin olalım. Bu tür sözlerin, söyleyen dahil hiçbir kimseye yararı yoktur. Anlıyorum, iktidar kaybetmek istemiyor. Anlıyorum, kaybetmenin sonuçlarına tahammül gösteremeyenler olabilir. Ama, ne olursa olsun, ülkeyi bu tür sözlerle bu kadar ağır germenin doğru olmadığını lütfen görelim ve anlayalım.
Bunları kim söylerse söylesin doğru değil de, bir de söyleyenlere baktığımızda daha da tuhaf bir durum ortaya çıkıyor.
Bu sözlerin muhatabı olan grubun içerisinden birisi değilim. O grubun içerisindeki bir takım unsurlarla fikir anlamında bir araya gelmem mümkün de değil. Zaten toplumsal anlamda kullandığım ölçüyü yukarıda açıkça belirttim. Ancak, ülkeyi bu kadar germenin hiç doğru olmadığını söylemeye çalışıyorum.
Kişisel hesaplar, kişisel hesaplaşmalar toplumun zararına olacak şekilde yapılmaz, yapılmamalıdır.
Israrla söylüyorum ki; seçim bir şekilde herhalde yapılacaktır. Ancak, seçim sonucunda korunması gereken kırmızı çizgiler vardır ve mutlaka bu çizgiler korunmalıdır. Nedir onlar? Türk bayrağı, Anayasanın ilk 4 maddesi ve bu maddelerin atıf yaptığı Başlangıç İlkeleri, Anayasanın 66. Maddesi, Anayasadaki ve Kanunlardaki Türk ve Atatürk ibareleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kuruluş İlke ve Felsefesi ve Kurucu İrade olan Mustafa Kemal ATATÜRK.