Ülkemizde günlük olaylar o kadar ağır, çok, hızlı ve değişken ki, en az bu olaylar kadar ağır bir konu arada maalesef kaynıyor. Nedir o konu? Suriyeli Türkmen olmayanların istilası. Bu konu ülkemizin en önemli konularından birisidir. Doğru, Suriye'de iç savaş bittiğinden beri bir sessizlik hâkim. Ama öyle görünüyor ki; bu sessizlik aldatıcı bir sessizlik. Ne söylendi? Suriye'de iç savaş bitince gidecekler. Peki, öyle oldu mu? Hiç de olmadı. Her şeyden önce ülkemizde kaç tane Türk olmayan Suriyeli olduğunu kamuoyu bilmiyor ve güvenilir bir biçimde açıklayan da yok maalesef. Suriyeli istilacılar konusu savsaklanacak, geçiştirilecek, üzerinde durulmayacak bir konu değildir. 2001 yılında abd'de yayınlanan Global Trends (Küresel Eğilim) Raporu'na göre ülkemizin 2015 yılında federatif yapıya dönmesi bekleniyordu. İşte Suriyeli istilası konusu tam da bu planın parçasıdır. Zaten Türk-Kürt-Arap ifadeleri ne için kullanılıyor zannediyorsunuz? Türk kültürü baskın bir kültür olduğu için, Suriyeli Türkmen olmayan istilacıların bulundukları yerlerde yaptıkları çok belirgin olmamıştır, olamamıştır. Ancak bu durum ne kadar sürdürülebilir bir durumdur bilmiyoruz. Bu doğum oranları ile yakın gelecekte nasıl bir nüfus yapısı ile karşılaşacağız, kimse bilmiyor. Bu nedenle böylesine tarihsel önemi olan konuyu gündemden uzak tutmamalıyız, tutmayacağız.

Söylediğim gibi Türk kültürü baskın bir kültür olduğu için bu Türk olmayan Suriyelilerin birçok ilimizde din kardeşliği arkasına sığınmalarının uyanıklığı çok işe yaramamıştır. Türk Milleti, bu Suriyeli istilacılar ile asla uyumlu bir hayat yaşamamakradır. Aslında bu gerçek Suriyeli istilacılar için de kötü bir durum olmalıdır. Ama Hatay'da durum çok farklı gibi görünüyor. Orada bu istilacılar, daha bir etkin olmak için her türlü işi yapıyorlar sanki. Hataylı hemşerilerimizden gelen şikâyetler artık feryat haline dönmüş bulunmaktadır. Belki bir kaç günlüğüne oraya gitmek gerçekliği göstermeyebilir. Ama orada yaşayanların aktardıkları hiç de geçiştirilecek gibi durmuyor. Ayrıntıları yazmadan şunu söyleyebilirim ki; Hatay-Suriyeli istilacılar ilişkisi, Hatay'ın yakın geleceğini değil bugününü akıl almaz ölçüde etkiliyor diyebiliriz. Aman Hatay, aman Hatay. Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün "Benim şahsi meselem" dediği Hatay, hepimizin şahsi meselesi olmalıdır. Yani, ülkemizin ağır sorunları, Hatay'ı kişisel meselemiz yapmamıza engel olmamalıdır.

Hatay, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Akdeniz'e doğudan açılan kapısının anahtarı konumundadır. Dünya Tarihi'ne yön veren Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, bu kadar ağır işlerin içerisinde Hatay konusunu boşuna şahsi meselesi olarak görmedi. Bizim de çok geç kalınmadan bu uyarıyı yapma zorunluluğumuz var. Elbette bütün Türk olmayan Suriyeli istilacılar, ama bir an önce de Hatay'dakiler mutlaka gönderilmelidir. Bunun için gerekli çalışmalar hemen yapılmalıdır. Devletimizin gücü buna yeter, bunu çok iyi biliyoruz. Yeter ki, istesin.