Arena sadece gladyatörlerin ya da vahşi hayvanların dövüştürüldüğü bir sahne değildi. Genellikle gösteriler, suçluların idamıyla başlıyordu. Haklarında idam cezası verilmiş olan mahkûmlar kafeslerle buraya getirilip ve birbirleriyle, gladyatörlerle ya da aslan, kaplan gibi hayvanlarla dövüştürülerek infaz ediliyorlardı. Sıradan bir mahkûmun profesyonel bir gladyatörün karşısında oyuncak gibi itilip kakılması içten bile değildi.

***

ARENANIN ZEMİNİ ‘RENA’ TOPRAĞIYLA KAPLIYDI

Kolezyum gibi arenalar, ilk Hıristiyanlar için farklı bir öneme sahip. Çünkü Roma’da Hıristiyanlığın yayılmasını istemeyen yönetim, birçok Hıristiyan’ı toplu halde arenada hayvanlara yem etmiş, bazılarını da yakarak cezalandırmıştır.

Peki, bu kadar ölüme ve kan akışına rağmen, hastalık yayılmasının önüne nasıl geçmişlerdi? Aslında basit, ama dâhiyane bir yöntemle. Arenanın zemini Rena adındaki bir toprakla kaplanıyordu. İnce kum olan Rena’nın arasından ölen kişinin kanları akıp gidiyordu. Arena adının kökeni de işte bu ‘Rena’ isimli topraktan gelir. Ölen kişilerde kuyuya atılarak üzerlerine tuz serpiliyor, bu sayede hastalık tehdidinin önüne geçiliyordu.

MUAZZAM BİR LABİRENT DÜZENEĞİ…

Bunu daha iyi anlamak için derinlere inmeliyiz. Gladyatörlerin gizli egemenlik alanlarına; arenanın altına. Kolezyum’un altı, tam bir sahne arkası. Son kez gün ışığı görecek olan mahkûmların zindanları, tiyatrocuların hazırlık yaptığı odalar, gladyatörler guruplarının bölümleri, ölüm çukurları, kafeslerdeki vahşi hayvanlar, oradan oraya koşturan organizatörler, askerler, her şeyin yolunda gitmesi için çalışan köleler hepsi Roma halkını eğlendirmek için var. Aşağıdaki sistem o kadar karmaşık ve akıllıca tasarlanmış ki, sırası gelecek olan guruplar birbirlerini görmeden arenaya çıkabiliyor. Muazzam bir labirent düzeneği.

“ÜÇ DİŞLİ MIZRAĞI, AĞIYLA YAKALAR KIZLARI!”

Gladyatörler, Roma halkının en popüler sahne yıldızlarıydı. Öyle ki; Küçük oyuncakları satılıyor, insanlar onlarla tanışmak için sıraya giriyor ve kadınlar da hayranlık duyuyordu. Bir gladyatör için, ‘Üç dişli mızrağı, ağıyla yakalar kızları’ ifadesinden oluşan methiyeler günümüze kadar ulaşmıştır. Ama bu efsanevi yaşanmışlıkların, macera dolu dövüşlerin sonu yaklaşmak üzereydi. M.S. V. yüzyılda Hıristiyanlık Roma’da iyice yayılmaya başlamıştı. Bir rahip dövüşen iki gladyatörü ayırmak için arenaya girince, halk tarafından taşlanarak öldürüldü ve onun anısına Kolezyum’daki gladyatör dövüşleri yasaklandı. Dövüşlerin yasaklanmasıyla birlikte Kolezyum’un önemi de yavaş, yavaş azalmaya başladı. Uzun yıllar kendi haline terk edilen Kolezyum’u kaplayan mermerler, heykeller ve sayısız sanat eseri kilise gibi yapıların inşasında kullanıldı. Kolezyum, tam anlamıyla bir mermer ocağına dönüşmüştü. Günümüzde önemli bir kısmının yıkık dökük olmasının nedeni işte budur. Normalde dış yüzeyi heykellerle, sanat eserleriyle, çeşitli mermer türleriyle kaplıydı.

***

‘2000 YILLIK YORGUN BİR ARENA!’

2007 yılında dünyanın yeni 7 harikasından biri olarak tescillenen bu yapı, antik dönemlerin en mucizevî eserlerinden biri konumunda ve her yıl milyonlarca turisti cezvediyor. O, Roma’nın sembolü olarak sayısız hikâyeye ev sahipliği yaptı ve gün geçtikçe daha da yaşlanıyor. Hıristiyanlık için acı hatıralar içeren bu yapının hala Katolik Kilisesi’yle önemli bir bağı var. Her sene Paskalya öncesi Cuma günü orada ölen Hıristiyanların anısına Papa, anti tiyatroda fener alayı düzenliyor. Ne kadar yıpranırsa yıpransın bu 2 bin yıllık yorgun duvarların arasına girdiğinizde, arenada çığlık çığlıya bağıran on binlerce izleyeceği, yaşanan gladyatör dövüşlerini, saldıran ve öldüren yırtıcı hayvanları, kanı akan sayısız masum insanı orada hayal edebiliyor, hatta hissediyorsunuz.

Kolezyum hakkındaki belgesellerde ya da antik tarihi inceleyen bilim adamlarını dinlediğiz de gerçekten de hissedebilirsiniz. Sizi bilmem ama ben Roma’daki bu efsanevi eseri yerinde gezip, dolaşmayı ve antik çağda yaşanmış olayları mabedinde incelemeyi çok isterim. Ne diyeyim; Umarım bir gün kısmet olur.

KAYNAK: https://www.instagram.com/engindeniz...