Kasım ayına girdiğimiz şu günlerde, özellikle geceleri soğuk havayı iliklerimize kadar hissetmeye başladık. Kışlık kıyafetler sandıklardan çıktı. Adana’da sıcaktan bunalan vatandaş, şort ve tişörtleri kaldırmaya, eşofman ve pijama takımlarını giymeye başladı. Sabah ayazında eller, yüzler, dudaklar çatlar oldu. Artık sabahları, zifiri karanlıkla güne merhaba diyoruz.

Adana’da gündüzleri hava sıcaklığı 20 derecelerin üstünde seyrederken,  güneş battığında soğuk hava kendini gösteriyor. Anneler, eşler, hatta evimizin büyük ablaları; “Bak üstünde yine bir şey yok! En azından ceket, hırka gibi bir şeyler giyseydin” telkinlerine başladılar. Anlayacağınız kış geliyor ve kış mevsiminin yaşattığı maddi, manevi çöküntüler de başlıyor demektir.

***

İlk Olarak Manevi Çöküntülere Kısaca Bir Göz Atalım…

Öncelikle, güne 1-0 yenik başlıyoruz! Sabah 7:30’a kadar hava aydınlanmıyor. Dağ eteklerinden gelen kar ayazının soğuğu, insanı tir tir titretiyor. Çocuklarımız karanlıkta okula gidiyor, biz çalışanlar ise, “Evden çıkıyoruz karanlık, eve dönüyoruz karanlık. Bu nasıl iştir arkadaş!” serzenişleriyle güne başlıyoruz.

Akşam oldu eve döndünüz, yediniz içtiniz... Doğalgaz, klima ya da soba ile ısıttığınız ortamda gevşemeye, esnemeye başlarsınız. Zannediyorsunuz ki gece yarısı olmuş, saate bir bakıyorsunuz daha 9... “Allah, Allah daha erkenmiş ya” diye içinizden mırıldanıyorsunuz. Biraz daha vakit geçtikten sonra, “Oo millet sızmış, geçip ben de uyuyayım” diyorsunuz. Sabahları sıcacık yataktan kalkıp, kendinize gelmeniz bir hayli zaman alıyor.

Dar gelirli, kıt kanaat geçinen vatandaş ise, ısınmak için çalı çırpı, odun kömür ne varsa sobada yakıyor. Sadece bir oda sıcak, diğer odalar buzhane! Sobanın içi geçince yani alev söndüğünde, battaniyeler,  yorganlar devreye girer. Yatma vakti geldiğinde ise herkes odalarına dağılır. Morg gibi soğuk odalarda her nefes aldığınızda, ağzınızdan buharlar çıkar. Öyle ki, kendi nefesinizle elinizi ısıtmaya çalışırsınız. Lavabo veya tuvalete gitmek, o soğukta kâbus gibidir. 15 kiloluk yorganın içine girinceye kadar soğuktan iki büklüm olursunuz. 5-10 dakika sonra vücut ısınır, uyku moduna girilir. Sabah alarm çaldığında ise, sıcak yataktan çıkmak zulüm gelir. Yani, kışın insan psikolojisi darmadağın oluyor.     

Peki, Kış Aylarından İnsanlar Madden Nasıl Etkileniyor?

Yaz aylarında, sebze ve meyveler nispeten bütçemize daha uygun fiyatlarla alabiliyoruz.

Ya kışın? İşte orada durunuz…

Kışın, millet ne bulursa onu yemek zorunda kalıyor. Çünkü kış mevsiminin sebzeleri kısıtlı, seçenek yok denecek kadar az.

Marketi-manavı geçiniz efendim; Semt pazarlarında fiyatlar nasıl?

Kısaca bir göz atalım…

Domatesin kilosu 50-60 TL’yi buldu,

Yeşil fasulye; 80 TL, Barbunya; 70 TL, Bakla; 60 TL, Bamya; 100 TL, Salatalık 60 TL, Sivri Biber; 80 TL,  

Ispanak, kabak, lahana, karnabahar…

Bak onlar da pahalı!

Peki, yeşillik dediğimiz nane, maydanoz, tere, roka kaç para; adeti 10 TL…

Patates soğan; şimdilik en ucuzu onlar…

***

O halde, pazara giden bir vatandaş cebine kaç para koymalı?

En az, 1.000 TL. O parayı bulanlar, meyve almadan pazar filelerini doldurmaya çalışıyor.

Pazar fileleri doluyor mu peki? Elbette hayır!

Çocuklarına meyve almak isteyenler, (Elma,  armut, portakal, mandalina, nar, muz, ejder meyvesi!) her birinden 1’er kilo alsanız; 500 TL de meyvelere verdiniz.

Gitti mi 1.500 TL! Peki, millette o kadar para var mı?

Ne gezer!

O zaman gariban halk, kış aylarını nasıl geçirecek?

Yokluk içinde!

***

Öyleyse; profesörler, psikologlar, diyetisyenler, “Sağlıklı beslenmenin püf noktalarını!” bu insanlara nasıl anlatacaklar?

Anlatmayacaklar!

Çünkü onlar parası olmayan, gariban insanlara hizmet etmiyor!

Yani anlayacağınız; yazın da, kışın da olan hep garibana oluyor!