Mustafa MUTLU, Komşumuz Yunanistan’la münasebetlerimiz ve kıyılarımıza dayanan küçük adacıklar ya da “kaya parçacıkları” dediğimiz topraklarla ilgili bir mail yollamış.
Biz işin siyaset tarafını bir kenara bırakarak, işin milli menfaatimize dokunan kısımlarını ele alarak yazasının önemli bölümlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
***
Gözümüzden kaçırılanlar ve gözümüze sokulanlar.
Bir gece ansızın gelmek ya da gelmemek.
İşte bütün sorun gelenleri görmemek.
Masal Dünya’sında elde kılıç kükremek.
7 Aralık günü, ulusal bayram ilan edilişin.
Koyun,
Hurşit,
Morfoz,
Eşek,
Nergizcik,
Bulamaç,
Kalolimnoz,
Keçi,
Sakarcılar,
Koçbaba,
Ardacık,
Gaydos,
Marathi,
Dhia,
Dionsoades,
Gaidhouronisi,
Koufonisi,
Venedik.
Bu 18 kelimenin ne olduğunu biliyor musunuz?
Hepsi; İzmir, Aydın ve Muğla kıyılarına, inci tanesi gibi dizilmiş birer ada.
Bazıları bunları önemsizleştirmek için “kayalık” demeyi tercih etse de birçoğu, İstanbul’daki Büyükada’nın beş katı büyüklüğünde. Bu adaların tamamı 2004 yılına kadar Türkiye’ye bağlıydı.
E, bundan daha doğal bir şey olamaz..
Çünkü; kıyılarımıza en uzak olanı, birkaç mil mesafede.
Yunanistan 2004 yılından itibaren, üzerinde o günlerde yerleşim olmayan bu adaları sinsice işgal etti.
Tığ oyası örer gibi sabırla, teker teker.
İşğal ettiği her adaya da birer nöbetçi dikti.
Birde küçük kilise kondurdu.
Düşünün; yaşam yok ama, dini ibadet için şapel var.
AKP İktidarı, bu işgale göz yumdu.
Çünkü o yıllarda Avrupa Birliği’ne girmek önemliydi.
Avrupa Birliği AKP’nin türban mücadelesine açık destek veriyordu.
Yunanaistan’la arayı bozmak olmazdı.
Hem canım büyütecek ne vardı ki?
Alt tarafı birkaç kayacık parçasıydı buralar.
Türkiye göz yumdukça, Yunanistan talanı sürdürdü.
Nöbetçiden, şapelden sonra baktılar ki, karışan görüşen yok, tam 14 ada’da askeri üs kurup 6 bin de asker yerleştirdiler.
(Devam Edecek)