“Annem utandığı için beni gönderiyor!”

Yeşilevler Mahallesi’nde her Cuma kurulan semt pazarında, elinde poşetlerle dolaşan 12-13 yaşlarında küçük bir kıza rastladım. Bana tebessüm ederek baktı ve; ‘Buyur ağabey’ dedi. Ben de güler yüzle; ‘Kolay gelsin, ne yapıyorsun burada?’ diye sordum. İçindeki saflığı, temizliği yüzüne yansıyan o küçük kız gülümseyerek, ‘Tek değilim, kardeşimde yanımda. Yerdeki kabak, pırasa, patlıcan ne varsa topluyoruz’ dedi.

‘Neden yere atılmış sebzeleri topluyorsun’ diye sorduğumda ise o küçük kız dudağını bükerek, ‘Bizi annem gönderdi ve bana dedi ki; ‘Kızım bu hafta pazara sen git, ben gelmeye çekiniyorum. Beni bu halde bir tanıdık görürse utanırım’ diye söyledi. Bende kardeşimle pazara geldim. Annem topladığımız sebzeleri önce iyice yıkıyor, temizliyor bize yemek yapıyor’ dedi. Sonra da, biraz uzakta olan kardeşine seslenerek koşar adımlarla yanımdan uzaklaştılar.

***

“Hırsızlık mı yapayım oğlum?”

Sonu gelmiş, dağılmış semt pazarındaki turuma oflaya, puflaya devam ederken bu sefer bir kadın gözüme çarptı. Elinde poşetlerle yerlere bakarak ağır ağır yürüyordu. Yanına yaklaştım, ‘Merhaba ablacığım, nasılsın? Pazar dağılmış, kimse kalmamış. Sen ne yapıyorsun burada?’ diye sordum. ‘Ah gardaşım ah! Sana bir şey söyleyeyim mi?’ dedi. Ben de buyur abla diyebildim.

O kadın öyle şeyler söyledi ki, bunu mutlaka sizinle paylaşmak istiyorum. Elindekileri bana gösterdi ve başladı anlatmaya; ‘Kocam yaklaşık 2 yıldır işsiz. İki oğlum, bir kızım var. Onlar da işsiz, çalışmıyor. Her gün bu akşam ne yemek yapacağım diye düşünüyorum. Elde yok, avuçta yok! Ben de çaresiz pazarın sonuna geliyorum. Belki bir iki yemeklik işe yarayan sebze toplarım diye düşünüyorum. Topladığım sebzeleri evde iyice yıkayıp, temizleyip yenebilecek hale getiriyorum. Bu şekilde akşam yemek yapabiliyorum. Başka ne yapayım, hırsızlık mı yapayım?’ dedi.

Ablanın ismini sordum ama söylemek istemedi. Ben de fazla ısrar edemedim ve sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. O kadıncağız bana öyle bir şey dedi ki, resmen nutkum tutuldu; ‘İşsiz baba demek, evdeki çocukların yetim kalması demek!’ dedi ve ‘Hadi kal sağlıcakla’ diyerek uzaklaştı…

Kadının bu konuşmalarından sonra bana öyle haller oldu ki, tarif edemiyorum. Şu an bile hala etkisinden çıkmış deyilim. İçim burkuldu, yüreğim sızladı! 3 milyona yaklaşan nüfusu ile koskoca Adana insanının birçoğu maalesef bu durumda. Yazık! Vallahi, billahi çok yazık!..

***

Biraz da pazarcı esnafından bahsetmem gerek, öyle değil mi? Onlar insanların düştüğü bu duruma ne diyor, nasıl yorum yapıyor, ne düşünüyorlar? İlla ki merak edeniniz vardır. Sadece bir pazarcı esnafıyla yaptığım röportajı vereyim.

Patates-soğan satan pazarcı esnafının tezgâhına yaklaştım. Omzumda sırt çantası, kolumda fotoğraf makinesini asılı gören pazarcı, ‘Buyur gasteci ağabey. Nasıl yardımcı olabilirim?’ diyerek beni adeta rahatlatırcasına karşıladı. Selam verdim. Tam işlerin nasıl olduğunu soracaktım ki, lafı ağzımdan aldı.

MİLLETTE PARA YOK Kİ ALIŞVERİŞ YAPSIN!

‘Ne sen sor, ne ben söyleyeyim gasteci ağabey. İşler çok bozuk… Bundan 1 yıl öncesine kadar sadece bu semt pazarında değil, Adana’daki tüm pazarlar tıklım, tıklım olurdu. Saat akşamın 5’i olmuş. Sen hiç bu saate kadar bekleyen bir pazarcı gördün mü? Normalde en geç öğle 2 dedi mi pazar dağılır, biz de evlerimize giderdik. Millette para yok ki! Yoksa yerlere attığımız, satamadığımız sebze-meyveleri niye toplasınlar?’ diyerek beni uğurladı.

***

Yaklaşık 1,5 saat boyunca semt pazarında gözlemlediklerim ve yaşadıklarım böyleydi. Fotoğraf makineme yansıyan kareler gerçekten içler acısıydı. Maalesef birçok Adanalının zor hayatı ve gerçekleri... İşsiz, çaresiz, yokluk içinde yaşamaya ve geçinmeye çalışan insanlarımızın geldiği son nokta. Söylenmesi gereken ne de çok söz var öyle değil mi? Hani bazı söylenmesi gereken ama insanın ağzını bıçak açmayıp, sadece susmakla yetindiği durumlar vardır. İşte, ben şu an bu durumu yaşıyorum. Daha fazla yorum yapamıyor ve “Susuyorum!..”