Toplumu yakından ilgilendiren haberleri manşetlerine taşıyan ve gündemi belirleyen 5 Ocak Gazetesi, geçtiğimiz hafta yapmış olduğu haberle Adanalı vatandaşın çaresizliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Ekonomik sıkıntı çeken, geçim derdinde olan, işsizlik ve yoksullukla boğuşan vatandaş semt pazarlarından ‘Sebze-meyve atığı’ toplar hale geldi. Bende geçtiğimiz hafta bizzat gidip şahit oldum. Yeşilevler Mahallesi’nde her hafta kurulan Cuma Pazarı’nın sonundaki manzara gerçekten içler acısıydı. Pazarcı esnafı ve mahalle sakinleriyle röportajlar yapıp, fotoğraflar çektim. Cebinde parası olmayan insanların, pazar sonunda yerlere atılan sebze-meyveleri toplaması beni gerçekten derinden etkiledi.
Gerçi bu manzaralara maalesef Adanalı olarak alıştık artık! Özellikle son bir yılda semt pazarlarının sonunda yerlere atılan sebze ve meyveleri toplayan insanların sayısı bir hayli arttığı görüyoruz.
***
Geçen hafta bizzat şahit olduğum, insanın içini yakan manzara çok acıydı. Peki, o semt pazarında neler yaşandı, nelere tanıklık ettim? Kısaca sizlerle paylaşmak isterim…
Pazar dağılmış, esnaf tezgâhlarını kamyonetlerine yüklüyor. Ellerinde kalan ürünleri satmaya çalışan tek-tük esnaftan başka, gözüme çarpan tek bir şey vardı. Yerlere atılmış sebze-meyve atıklarını toplamaya çalışan insanlar! Önce dağılmış pazarın içinde bir tur attım. Etrafı gözetlerken aklımda hep bir soru vardı. Ben bu insanlara nasıl soru soracağım? Nasıl fotoğraflarını çekeceğim? Öyle zor bir durum ki, anlatamam. Çünkü vatandaşın hali zaten ortada! Bir de onları rencide edercesine, gözlerinin içine baka baka nasıl soru soracak, nasıl dertleşecektim?
“Dilencilik mi yapayım?”
Pazarcının yerlere attığı pırasa ve marul yapraklarını ayıklayan, yere çömelmiş yaşlı bir adam gördüm. Duygularıma hâkim olarak, cesaretimi toplayarak yanına yaklaştım. Selam verdim ve hemen halini hatırını sorarak, ‘Amca ne yapıyorsun burada? Yere atılmış sebzeleri ne yapacaksın?’ diye sordum. Yüzüme bakmaya çekinen o adamcağız bana şunları söyledi, ‘Ne yapayım evlat. Pırasa ve marul topluyorum. İşe yarayanları hanım yemek yapıyor, yaramayanları ise tavuklarıma veriyorum’ dedi.
Yaşlı adamın gözlerinin dolduğu gördüm ve ağzından çıkan her cümlede sesinin titrediğini hissettim. Sonra bana dedi ki; ‘72 yaşındayım. Evde bir hanım, bir de ben varım. Ne bize sahip çıkan, ne de yardım eden var. Bu yaştan sonra zaten çalışamam, dilencilik yapacak halim de yok. O yüzden bize yakın semt pazarlarına gidiyor, işimize yarayan yere atılmış sebzeleri topluyorum. 1-2 öğün idare edebilecek şekilde sebze topluyorum’ diyerek çaresizliğini dile getirdi. Mazlum ve mağrur bir şekilde son söz olarak; ‘Allah kimseyi, kimseye muhtaç etmesin oğlum!’ diyerek daha fazla konuşamayacağı belli edercesine yanımdan uzaklaştı.
***
Az evvel de dediğim gibi kimseyi incitme, rencide etme veya utandırma niyetinde değilim. Asla böyle hislere kapılmam, zaten insanlığıma yakışmaz. Ayrıca ben bu haberi yetkililer görsün, görsün de insanlarımız ne şartlar altında yaşamaya çalışıyor diye yaptım. Ben bir gazeteceyim ve bana verilmiş olan görevi layığıyla yerine getirmek zorundayım. Üstelik benim de işim bu. Mesleki olarak yaşadıklarımızı, düştüğümüz bazı durumları gelin siz anlayın… (Devam edecek…)