Ölmeden hemen önce Demet Sağıroğlu’nun ilk albümü ‘Kınalı Bebek’te yer alacak şarkıların ve Sertab Erener’in ‘Lal’ albümünün düzenlemesini yapıyordu. Uzay Heparı, Demet’in albümünde ilk kez Şehrazat’la çalışmıştı. Son olarak Şehrazat’ın sözlerini yazdığı ‘Kınalı Bebek’ ve ‘Biçare’ şarkılarının müziklerini yapmıştı. İlk albümü de Heparı’nın ölümünden sonra piyasaya çıktı.
5 Ocak 1995 tarihinde ise oğlu Uzay Kanat Heparı dünyaya geldi. Demet Akbağ o geceyi şu sözlerle anlatmıştı; “Saat 11:30 sularıydı. Müthiş bir ses geldi arabadan. İlk defa başıma böyle bir şey geldi. Ne olduğunu anlayamadım. Daha sonra arabamdan indim, bir çocuk yatıyordu yerde. Önce tanıyamadım. O sırada bir taksi geldi. Onu arabaya aldığımızda Uzay olduğunu fark ettim. Hastaneye gidene kadar nefes alıyordu.”
Ölmeden hemen önce Demet Sağıroğlu’nun ilk albümü ‘Kınalı Bebek’te yer alacak şarkıların ve Sertab Erener’in ‘Lal’ albümünün düzenlemesini yapıyordu. Uzay Heparı, Demet’in albümünde ilk kez Şehrazat’la çalışmıştı. Son olarak Şehrazat’ın sözlerini yazdığı ‘Kınalı Bebek’ ve ‘Biçare’ şarkılarının müziklerini yapmıştı. İlk albümü de Heparı’nın ölümünden sonra piyasaya çıktı.
1995 yılında Candan Erçetin’in ilk albümündeki ‘Daha’ isimli şarkı, Mete Özgencil tarafından Uzay Heparı’ya yazılmış ve bu şarkı Sezen Aksu tarafından desteklenmişti. 1 yıl sonra çıkan Levent Yüksel’in ikinci albümünde yer alan ‘Yas’ isimli şarkıysa, Sezen Aksu tarafından Uzay Heparı’nın ölümünden sonra yazıldı. 1996 yılında Zeynep Tunuslu, Uzay’la tanışmasını, evliliğini, hastanede geçirdiği zamanları ve Uzay Heparı’dan sonra yaşadığı günlerini ‘Mavi... Melekler ve Sen’ isimli kitabında detaylı olarak anlattı.
***
Uzay Heparı, yıllar önce verdiği bir röportajında hayatı neden alaya aldığını ise şöyle anlatmıştı; “Ukalalık ya da megalomanlık olarak algılanmasın ama bazı insanların yolculukları diğerlerinden daha uzun sürüyor. Ben yaşıtlarımdan daha erken geliştim. Her zaman farklı bir hayat yaşadım. Benim kıstaslarım onlarınkinden her zaman farklı oldu. Genellikle beraber olduğum kadınlar benden yaşça büyüktü. Normal yaşamda ayakları yere basan bir adamım. Ama bir yanım çok maceracı. Sürprizlerle doluyum. Yarın ne yaşayacağım diye hiç program yapmam mesela. Geceleri yaşamaktan çok hoşlanıyorum. Gece olduğu anda enerji toplamaya başlıyorum. Bu çocukluğumdan beri böyle. Erkenden yatağa giremiyorum. Genel bir sorumsuzluğum var hayata karşı. Tek sorumluluğum piyano. Ne yapacağımı bilememek özgürlüğümü yaşatıyor bana ve bu durum çok hoşuma gidiyor. Yaşlandığım zaman da bu heyecanı taşıyacak mıyım diye çok merak ediyorum.
Attila İlhan’ın bir lafı vardır; ‘İdam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar’ diye. Bu yüzden yaşlanmadan her şeyi yaşamak istiyorum.“
Uzay yaşasaydı şimdilerde 50’li yaşlarının başlarında olacaktı ve kim bilir ne büyük başarılara imza atmış olacaktı. Onun besteleriyle milyonlarca insan hop oturup hop kalkacak, bazen de gözyaşlarına boğulacaktı.
***
O, aramızdan henüz misyonunu tamamlamadan ayrılmış olsa da, onu bize hatırlatan ve ona tıpa tıp benzeyen bir oğlu var. Oğlunun yüzüne baktığımızda gördüklerimiz hüzün ve keder olsa da, geriye kalan tatlı anılar da var aslında. Özellikle bestesini yaptığı o güzel şarkılarda.
Bebeğinin yüzünü göremeden dünyaya veda eden, eşiyle olan hayallerini yarım bırakıp giden, henüz 20’li yaşlarda olmasına rağmen tüm Türkiye’yi tesiri altına alıp büyük başarılara imza atan, imkânsız denilen birçok şeyi gencecik yaşta başarıp unutulmazlar arasına giren bir Uzay Heparı geçti bu hayattan. Işıklar içinde uyu Uzay…