Survivor’ın kelime anlamı, ‘Hayatta kalmak.’ Türkiye’de, bir TV kanalında reyting rekorları kıran yarışma programı ‘Survivor’, tecrübeli ekibi ve profesyonel prodüksiyonu ile her sezon inanılmaz izleyici kitlesine ulaşıyor. Diğer TV kanallarında hep aynı senaryolardan oluşan dizilerden bıkan izleyici, heyecan dolu bu yarışmayı takip etmeyi tercih ediyor. Issız bir adada, yarışmacıların zor şartlar altında hayatta kalma mücadelelerini izlemek gerçekten keyif veriyor. Ülkemizde 2005 yılından, 2009 yılına kadar çeşitli TV kanallarında boy gösteren survivor, 2010 yılından itibaren bir fiil her sezon ekranlardaki yerini alıyor.

Survivor’ı yakından takip eden izleyiciler, yarışmanın nasıl bir formatta olduğunu iyi bilir. Yarışmada elenmeyen yarışmacı, yaklaşık 6 ay boyunca ıssız adada birinci olmak için mücadele veriyor. Bir tabak yemek veya ekmek arası bir yiyecek için canlarını dişlerine katarak nasıl da mücadele ediyor, akıllara zarar! Orada, o ıssız adada yaşamayan, bu çileyi çekmeyen tabi ki anlamaz, ama inanın katlanılacak bir durum değil. Her yarışmacı kaldığı süre içinde, yani elenene kadar güzel paralar kazanıyormuş. Birinci olan yarışmacının aldığı büyük ödül ise gerçekten muhteşem. Yaklaşık 6 ay resmen insanlıktan çıkan yarışmacılar, verilen büyük ödülü gerçekten hak ediyor. Yıllardır ekranların en heyecanlı, en zevkli, en çekişmeli yarışma programı olan Survivor’dan bu kadar bahsetmem yeterli sanırım. Tüm survivor ekibini kutluyor, başarıların devamını diliyorum.

***

Şimdi gelelim hayatımızdaki ‘Survivor’a… Ne demek istiyorum? Merak ediyor musunuz? TV ekranlarındaki survivor, yaklaşık 450 kişilik ekipten oluşan dev bir prodüksiyon. Gerçek hayata döndüğümüzde ise insanlar ekmek mücadelesinde ise tek başına. Sadece kendiyle değil, bakmakla yükümlü olduğu kişilerden sorumlu olduğundan, hayat mücadelesi survivor yarışmasının 10 katı ağırlığında. O yarışmada, yarışmacılar sadece kendi için savaşıyor ve mücadele ediyor. Peki; gerçek hayatta da insanlar sadece kendisi için mi savaşıyor? Hayır!

Şöyle bir düşünün lütfen, evli ve en az 2 çocuğunuz var. Pandemi dönemine kadar bir işte çalışıyor ve kırk kanaat geçiniyorsunuz. Bir şekilde kimseye muhtaç olmadan, ayakta durmaya ve ailenizi geçindirmeye çalışıyorsunuz. Bunu da bir şekilde başarıyor, az-çok demeden geçinip gidiyorsunuz. Geçen yılın Mart ayından itibaren pandemi dönemine giren ülkemizde, birçok sektör kapandı ve hem işveren, hem de çalışanlar geçim derdine düştü. Birçok iş yeri kapandı, esnaf deyim yerindeyse kan ağlıyor! TV ekranlarında siyasetçilerin, yetkililerin yaptığı açıklamalar, vermiş olduğu mesajlar ve nasihatler kimsenin karnını doyurmuyor. Gerçek hayatta hiç bir şey güllük-gülistanlık değil. Çoğu insanımızın evinde, mutfağında yangın var! İş yerleri kapanan, işinden olan o kadar vatandaşımız var ki, maalesef gerçek survivorın 10 katı ağırlığındaki hayat mücadelesi şimdi devreye giriyor.

***

Survivor ile gerçek hayat arasında bir örnek verecek olursam eğer; O yarışmada, yarışmacılar bir öğünlük yemek için parkur, parkur geziyor, çamurlarda sürünüyor, engelleri hoplaya-zıplaya geçmeye çalışıyor ve eğer başarılı olursa yemek yeme hakkına kavuşuyor. Gerçek hayatımızda ise, 1 çuval bedava dağıtılan patates-soğanı almak için insanlar birbirlerinin üzerine çıkıyor, kendi kulvarlarında hoplaya-zıplaya istediğini almaya çalışıyor. Veyahut her hangi bir markette indirimli ürün olduğunu duyan tüketici, yine aynı şekilde birbirini ezerek istediğini almak için müthiş bir mücadelenin içine giriyor.

Bir örnek de semt pazarlarından vereyim. Evine en uzak semt pazarına daha ucuz diye giden tüketici, bütçesine en uygun fiyatta sebze almak için yollara düşüyor. (Dikkatinizi çekmek isterim! Sebze diyorum… Çünkü meyve almak artık çoğu birey için bir lüks.) Semt pazarına ulaşan vatandaş tüm pazarı dolaşır, dolaşır, dolaşır. 1 lira veya 50 kuruşa daha ucuz sebze almak için saatlerce turluyor. Hatta daha ucuza alış veriş yapmak için, pazarın dağılmasına yakın saatlerde gidiliyor. Daha da acı bir tablo ise, semt pazarların sonlarında pazarcı esnafının yerlere attığı sebze ve meyveleri toplayan insanlarımız var. Son 1 yılda bu sayı maalesef bir hayli arttı. Bu da gerçek bir survivor mücadelesi değil de, nedir?

***

Sözün özü; Kimilerine göre hayatımız zaten bir yarış veya yarışma. Şanslı ve cin fikirli olanlar hayattan istediğini alıyor. Şanssız olanlar, mücadele edemeyenler ise maalesef hep zorluklarla karşılaşıyor. Birçok insan kendi şansını kendi yaratabilir. Asıl olan mücadeleye bırakmamak, zorluklarla baş edebilmektir. Yoksa ha bir yarışmada olmuşsunuz, ha gerçek hayatta mücadele içinde. İkisinin de birbirinden hiçbir farkı yok. Yeter ki yarıştan kopmayalım, çünkü hayat gerçekten acımasız…