Bazen ne yaparsak yapalım, bir türlü mantığımızın almadığı garip olaylar gerçekleşir. Bu olayları somut gerçeklerle bağdaştırmak ve bir çıkarım yapmak oldukça zordur. Bir yerden sonra işin artık paranormal boyuta vardığını ve bizzat olayın içinde olmadığımız müddetçe neler yaşandığını asla öğrenemeyeceğimizi kabullenmek zorunda kalırız.
Paranormal olaylar, kimine göre ilgi çekici olduğu kadar, birçoğumuza göre oldukça korkutucudur. Gerçek paranormal olayların yaşandığı birçok film izledik. Bu tarz filmler oldukça ilgi gördü. İnternetten izlenen bazı paranormal videolar ise tıklanma rekorları kırıyor. Yani anlayacağınız, uzaktan izlemek her zaman iyidir. Çünkü içine girdikçe, olayı yaşadıkça daha korkutucu ve unutulması imkânsız olayların yaşanmasına sebep olabilir. Ayrıca, aşılması zor psikolojik travmalara da neden olabiliyor.
Mürettebatı okyanusun ortasında aniden kaybolan ve akıbetlerine dair tek bir ize bile rastlanmayan hayalet gemi Mary Celeste’nin hikâyesi, işte tam da bu türden bir hikâye…
‘Hayalet Gemi’ unvanı alan ve dönemin en paranormal olaylarından bir tanesi olarak tarih sayfalarında yer bulan Mary Celeste Gemisi’nin ayrıntılarına birlikte göz atalım.
***
1861 yılında inşa edilen ve ilk önce Amazon ismi verilen Mary Celeste, kendisiyle alakalı yaşanacak felaketlerin sinyalini daha ilk baştan vermişti aslında. Robert McLellan, yani geminin ilk kaptanı, çıktığı ilk seferden 9 gün sonra aniden hayatını kaybetmişti. Kaptanın ölümü üzerine yerini devralan John Parker yönetiminde ise Mary Celeste bir balıkçı teknesiyle çarpışıp hasar görmüştü. Gemi, tamir edilmek üzere tersaneye gönderildi, ancak üzerindeki lanet onu burada da takip etmişti. Tersanede birdenbire çıkan yangın herkesi gafil avlamıştı.
Tabii, Mary Celeste bir şekilde buradan sağlam çıkmayı başardı. Başındaki dertler ise bir türlü bitmek bilmiyordu. Önce Manş Denizi’nde bir başka gemiyle çarpışan, ardından da karaya oturan geminin, “Tanrıların Gazabı”na uğradığı konuşuluyordu gizliden gizliye. Her şeye rağmen gemiyi boşa çıkarmak istemediler ve deniz ticaretinde kullanmak üzere yeniden elden geçirip ismini değiştirdiler. Eskinin Amazon’u yeninin Mary Celeste’si, artık yeni kaptanıyla birlikte denizlere açılmaya hazırdı.
New York’tan İtalya’ya alkol varilleri taşımaya başlayan geminin kaptanlığına Benjamin Briggs getirilmişti. Briggs, deneyimli bir denizciydi; geminin makus talihine onun kaptanlığının iyi geleceği düşünülüyordu. Ancak ne olduysa oldu, Briggs komutasındaki Mary Celeste, Portekiz’e bağlı Azor Adası açıklarında terk edilmiş halde bulundu.
Tarih 5 Aralık 1872’yi gösterirken, Mary Celeste’yi bulan Dei Gratia isimli İngiliz gemisi, başta durumdan hiç şüphelenmemişti. Yalnızca açık denizde karşılaştıkları bir başka gemiye selam verme niyetindelerdi, o kadar. Ancak yanlarına yaklaştıkça, anlam veremedikleri uğursuz bir hisle sarsıldı Dei Gratia mürettebatı. Mary Celeste, denizin ortasında tek başına öylece dikiliyordu, içinde canlı namına hiçbir şey olmadan üstelik! Mary Celeste mürettebatından hiçbir iz yoktu; geminin korsanlar tarafından saldırıya uğradığına dair herhangi bir kanıta da rastlamamıştı Dei Gratia’dakiler. Gemi bir metreye kadar su almıştı, ama batmış da değildi. Bir adet filika, kaptanın seyir defteri ve pusuladan başka kaybolan hiçbir şey yoktu. Erzaklara dokunulmamıştı bile. Gemi batıyor endişesiyle mürettebat filikayla açılsa, yanlarına mutlaka erzak almaları da gerekirdi ama ortada böyle bir durum yoktu.
***
Dei Gratia mürettebatı, bu kafa karıştırıcı durum karşısında önce ne yapacağını bilemedi. Sonra Mary Celeste’yi de yanlarına alıp gitmeyi düşündüler. Açık denizde terk edilmiş halde bir gemi, ortalıkta olmayan mürettebatı… Hal böyle olunca, gemiyi teslim etmenin onlara ödül kazandırabileceğini düşünmüştü Dei Gratia’dakiler. Tabii, gemiyi teslim ettikten sonra bir anda şüpheli gözler onlara döndü; acaba gemiyi yağlamak için bütün mürettebatı öldürüp ortadan kayboldular diye yalan mı söylemişlerdi? Ama kurulan mahkemede bunun mümkün olmadığına kanaat getirildi. Dei Gratia ile Mary Celeste’nin limandan demir alma tarihleri farklıydı, üstelik gemide bir saldırı emaresi de yoktu. Yani isteseler de yağma ihtimaliyle alakalı bir kanıt öne süremiyorlardı. Bu yüzden mahkemece Dei Gratia’nın masum olduğuna ve Mary Celeste’yi başıboş halde bulduklarına dair hüküm verildi.
Mary Celeste’de yaşanılanlar hakkında pek çok teori üretildi, uzunca bir süre bu gizemi çözmek için kafa patlatıldı ama kesin olarak elde edilen hiçbir bulgu yoktu. Bir ihtimal, gemide taşıdıkları alkol dolu variller parçalanınca, kimyasalla dolu havayı solumamak için kısa süreliğine filikaya çıkıp sonra gemiyle bağlantılarını kaybetmiş olabilirlerdi, ama bunu da kanıtlama şansları yoktu. O yüzden Mary Celeste’nin akıbeti, yıllardır gizemini koruyor.
Sizce Mary Celeste mürettebatının başına ne gelmiş olabilir?