“Eski Dostlar” sayfamızdan Turan Diler hocam yollamış;

***

Jack, her gece evdeki gaz lambasını, bir önceki güne göre, giderek kısar.

Karısı Bella, ışığı onun kıstığını bilmez ve devamlı kocasına sorar;

“Gaz lambası giderek daha mı az ışık veriyor?”

“Sana öyle geliyor” diye cevap verir Jack.

Bella ne olduğunu anlayamaz.

Işığın her gün biraz daha azaldığından emindir ama, kocasının tepkisi yüzünden, ışığın azalmadığına inanır.

Kendisinden şüphe duymaya başlar.

Bu şekilde karısını delirtmeye çalışan Jack’ın uyguladığı bu yöntemi ”Gaslight” isimli bir tiyatro oyununda izleriz.

Oradan da bir filme aktarılır.

Ve  nihayetinde psikiyatride bir terime evrilir.

Gaslighting, ikili ilişkilerde bir tarafın, diğer tarafa uyguladığı psikolojik şiddeti tarif eden bir terim.

Aslen bir egemen ve mağdur ilişkinin tanımıdır bu.

Karşısındakini, çeşitli hileli tavırlar ve ithamlarla, güçsüz, muhtaç, sorunlu ve hatalı olduğuna inandıran taraf karşısındakini  bu yöntemle yönetir.

Öz güvenini zedeler ve kendine bağımlı hale getirir. Aslen bir egemen ve magdur ilişkinin tanımıdır bu.

Kadın-erkek ilişkisinde sıkça rastlanır.

Aynı zamanda dini ve sivil tüm iktidarların en güçlü silahı da budur.

Devletler de halklara “gaslighting” uygular.

En iyi devlet de, en kötü devlet de bu yöntemi sever.

Otoritelerin hepsi, karşısındaki bireyleri tek başlarına değersiz, hatalı, tehlikeli, günahkar olduklarına ve başlarında güçlü bir kontrol mekanizması olmazsa felakete sürükleneceklerine inandırırlar.

Kendisinden şüphe duyan insan o yüzden devlete kayıtsız şartsız güvenir.

 Ve güçlü olmakla, kötü olmak arasındaki ayırımı yapamaz hale gelir.

Mevcut devletten memnun olmadığı durumlarda bile bir benzerinin daha iyi olamayacağına ikna olur.

O yüzden yıkar, yıkar ve yerine hep bir benzerini kurar.

İnsanlar devletsiz bir toplum hayal edemezler.

Lidersiz bir hareket, babasız bir aile, kırbaçsız bir mutluluk düşünemezler.

Otoritenin toplumda düzeni sağladığına, Dünya’yı daha yaşanır kıldığına ve olmadığı takdirde,büyük bir kaosun ortasında bir başına kalacağına kanarlar.

Böylece, babadan devlete, iktidarların baskıcılığını sorgulamaz.

Saldırganlığından şüphelenmez, yargılama ve cezalandırma yöntemlerini eleştirmezler.

Devlet ya da baba şiddetiyle yüzleşmek bile onları uyandırmaz.

Işığı otorite kısar, onlar ışığın kısıldığını zannettiklerini sanırlar.

İnsanlar, iktidarların zulmünde bile suçu hep kendilerinde ararlar.

İkili ilişkilerden toplumsal ilişkilere kadar, irili ufaklı iktidarların çeşitli manipülasyonlarına kolayca kurban giden insan aklı; korkularla ve çaresizlikle donattığı bireysel hapishanesinden kurtulmak için, ya hırçınlaşıp büyük bir savaşı, ölümüne göze alması gerektiğini, ya da her şeyden vazgeçip, erkenden kendi mezarına kendi kendine girmesi gerektiğini zannedecek kadar aklını kaybeder.

Oysa yapması gereken tek şey vardır.

Oturduğu yerden kalkması.

Gaz lambasının düğmesini yoklaması.

Gerçekten kısılmış mı, yoksa tamamen açık mı, bakması.

Hepsi bu kadar.

Şiddete baş vurmadan, büyük savaşlara girmeden, Dünya’yı yakıp yıkmadan sadece sorunun merkezine odaklanıp, gerçeği görebileceği hamleyi yaparak kendi kaderini de, Dünya’nın kaderini de değiştirebilecek olan insan.

Halklar delirmez, devletler delirtir.