Sorunsuz insanın olmadığını hepimiz çok iyi biliriz. Herkesin hayata dair, kendine has sorunları vardır. Gerek aile, gerek iş, gerek ekonomik anlamda her insan sorunlu ve dertlidir. Önemli olan bu sorunları açabileceğimiz, bizimle paylaşan bir dert ortağımızın olması. Karşımızdaki insanı dikkatle ve sabırla dinlemek, onu üzmeden derdine ışık tutmak, uğradığı haksızlıkları anlatırken yürekten onaylamak ve objektif düşünmesini sağlamak bir “Dert ortağı”nın en önemli görevidir.

İnsanların ne derdi olursa olsun, aradıkları ilk şey sevdikleri ve güvendikleri birine içlerini dökmek olur. İçinden geldiği gibi, aklından, kalbinden geçenleri diline dökerek, adeta bir psikologa anlatırcasına rahatlama seanslarına ihtiyaç duyar. Dertleşmek, çene çalmak, kısacası sohbet etmek insanı rahatlatan bir ilaçtır. İstedikleri, akıl almak ya da çözüm önerisi değil, “Deşarj” olmaktır.

Oysa bizler genelde, “Senden kötüleri de var,” ya da “Gel bir de iyi tarafından bak...” hatta “Komşumun başına gelenleri bir anlatsam, dudağın uçuklar!” gibi mukayeseli, akıl veren, yol gösteren cümlelerle katılırız anlattıklarına. Bu davranışımızla da bilmeden hata yapmış oluruz. Oysa ki, dert yananın bizden beklediği tek şey dikkatle dinlenilmesi, karşısındakinin dost sıcaklığını hissetmesi, kendine hak verilmesidir. Çoğu zaman da, içinde bulunduğu buhrandan an itibariyle kurtulmaktır.

***

Dert dinlerken ne denli samimi ve anlayış içinde olduğumuzu karşı tarafa yansıtmalıyız. Karşımızdaki de kendisini dinleyen ve anlayan birinin varlığından memnun kalacaktır. O, bizden ne yapması veya nasıl hissetmesi gerektiğine ilişkin sözler beklememektedir. Sadece içindeki sorunları, dertleri dışarıya dökmek istemektedir.

Hayatımızdaki başarı, huzur ve mutluluk diğer insanlarla uyumlu ilişki kurmamıza, sosyal becerilerimize bağlıdır. Onlarla işbirliği yapabilmek, iyi geçinmek için de çoğu zaman dert ortağı olmak zorundayız. Kendimizi bu yönde geliştirir, eğitirsek diğer insanlarla iyi, doğru ve güzel geçinme konusunda düzeyli bir beceriye kavuşmamız mümkün olur.

Unutmamamız gereken bir takım olumlu ve yapıcı davranış modelleri vardır. Kanımca ilk sırada içten bir gülümseme gelir. Çok da etkili bir adımdır. Karşımızdaki kişiye, “Seni olduğun gibi, tüm artı ve eksilerinle kabul ediyorum” mesajını verir. O da kendini değerli, önemli, anlamlı hisseder ve rahatlar.

Bir diğeri, “Ben kolay anlaşılan, arkadaş canlısı, birçok konuyu rahatlıkla konuşabileceğiniz biriyim” hissini vermektir. Bunu başarmanın yolu da, onu tüm dikkatimizle, sıkılmadan dinlemektir. Dinlemek, insan ilişkilerindeki dikkatin, ilginin gerçek ölçüsüdür. Dikkatle, yoğunlaşarak dinlediğimiz zaman, onun bizim için değerli olduğunu ona yansıtmış oluruz. Bu o kişiyi rahatlatır ve mutlu kılar.

***

Birisi bizi dikkatle, hoşnutlukla, anlayışla dinlerse ona güveniriz. Biz ona güvenince o da bize daha yakın davranır, güvenir. Bu ortamın oluşturduğu enerji ile karşımızdaki kişi kendine daha çok değer verir, sever, güçlenir.

Dinlemek çok güçlü bir iletişim davranışıdır. Bir kişiye, var oluşunun en derin anlamını yaşatmanın öncelikli yoludur. İnsanlar ancak başkası tarafından dinlenirken kendilerini bulur, yalnız, çaresiz ve kimsesiz olma düşüncesinden kurtulur.

Dert döken cömertlik, kararlılık, hoşgörü ve kültür zenginliği gibi özelliklere sahipse onu övmek, iltifat etmek kendi değerini anlamasına yardımcı olacak ve dertleri ile savaşmakta ona güç verecektir. Onun mutluluğu bize de yansıyacaktır.

‘Dert ortağı’ olmak yerine, dert dinlemek yerine, kendi derdini anlatan şahıs sıfatına girmeyelim. Yani, negatif düşüncelerle karşımızdakileri kendimizden uzaklaştırmayalım. Aksi takdirde, ne dert ortağı olursunuz, ne de kendinize güvenecek bir dost eli bulursunuz.