\n

Bu topraklarda 6 asırdan fazla hüküm süren Osmanlı Hanedanı’ndan 36 padişah tahta çıktı. Bu padişahlardan 35’i bugün hala vatan topraklarında yatmaktadır. Sadece bir padişah sağlığında ayrı düştüğü vatanına, ölümünden sonra da kavuşamamış. Mezarı bugün sınırlarımız dışında kalmıştır. O isim 36’ıncı ve son Osmanlı Sultanı VI. Mehmed Vahdettin Han’dı.

İşte bir Cihan İmparatorluğu Hükümdarıyken, sürgünde borç-harç içinde hayatını kaybeden Sultan Vahdettin’in hikâyesi…

***

“ŞAŞMIŞ BİR HALDEYİM! BANA DUA EDİNİZ…”

Sultan VI. Mehmed Vahdettin, 2 Şubat 1861 yılında I. Abdülmecid’in 8’inci oğlu olarak dünyaya geldi. Tahta geçiş sıralamasında çok aşağılarda olduğu ve hiçbir zaman tahta çıkabileceği düşünülmediği için gözlerden uzak bir yaşam sürdü. Ağabeyi V. Mehmed Reşad, 1909 yılında tahta geçtiğinde Vahdettin 55 yaşındaydı ve Sultan Abdülaziz’in oğlu Yusuf İzzettin Efendi tahtın veliahdıydı. Lakin Yusuf İzzettin Efendi’nin 1 Şubat 1916’da henüz aydınlatılamayan bir şekilde intiharı üzerine önce veliaht oldu ve 1918 yılında da Padişah Mehmed Reşad’ın vefatıyla hiç beklemediği bir şekilde 36’ıncı Osmanlı Padişahı olarak tahta çıktı.

Aslında ülkenin karmaşık bir süreçte olduğu bu dönemde tahta çıkmak belki de onun en son isteyebileceği şeydi. Bunu kendisi de şöyle ifade etmekteydi; “Ben bu makam için hazırlanmadım. Çocukluğumdan beri vücutça rahatsız olduğumdan, layıkıyla tahsil edemedim. Yaşım kemale erdi, dünyada bir emelim kalmadı. Biraderlerle hangimiz evvel gideceğimiz belli olmadığından, bu makamı bekleyişte değildim. Fakat tarih teveccüh etti, bu ağır vazifeyi deruhde (üstüme aldım) eyledim. Şaşmış bir haldeyim! Bana dua ediniz...”

8 Temmuz 1918’de padişah olan Vahdettin, I. Dünya Savaşı’nın artık sonuna gelindiği, savaşın kaybedildiği bir tabloyla karşı karşıyaydı. Bu saatten sonra sultanın savaş sonucunu değiştirecek bir şey yapması zaten mümkün değildi. İngiliz ve Fransızlarla yakınlaşarak en uygun koşullarda bir barış antlaşması imzalayabileceğine inandığından, imkan ve zemin dahilinde kendince faydalı gördüğü politikaları benimsedi ve uygulamaya koydu. Anadolu’da Mustafa Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşı’nın sürdüğü bu dönemde, çevresinde tecrübeli askerlerin, devlet adamlarının bulunmaması ve kendi birikiminin yetersizliği padişahın yanlış kararlar vermesine de neden oldu.

***

Kurtuluş Savaşımızın zaferle neticelenmesinden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 1 Kasım 1922 yılında çıkardığı kanunla saltanata son verdi. Tam bu sıralarda savaş boyunca milli mücadeleyi ağır bir şekilde eleştiren gazeteci Ali Kemal’in yargılanmak üzere İstanbul’dan Ankara’ya götürülmekteyken, İzmit’te linç edilerek feci şekilde öldürülmesi padişah üzerinde çok büyük bir etki bıraktı. Kendisinin ve ailesinin de benzer bir akıbete uğrayabileceğini düşündüğünden, İngilizlere sığınarak 17 Kasım 1922 Cuma sabahı yanında oğlu Ertuğrul ve haremiyle birlikte İstanbul’dan ayrıldı.

Sultan Vahdettin ayrılık hazırlıkları yaparken, şahsi eşyaları dışında değerli eşya ve mücevherat almamaya özen gösterdi. Kendisine ait olan çok değerli mücevherleri ve kıymetli eşyaları ilgililere tutanakla teslim etti. Yanındakilerin hilafete ait mukaddes emanetlerin birlikte götürülmesi teklifini, bunların Türk Milletine ecdadının armağanı olduğunu söyleyerek ret etti. (Devam Edecek…)

KAYNAK: https://www.instagram.com/cavitpancar/