Takvim yaprakları yine o malum günü işaret ediyor; bir bayram daha geldi, kapımıza dayandı. "Ahh, Ahh... Nerede o eski bayramlar?" klişesi, artık nostaljik bir iç çekiş değil, sanki toplumsal bir ağıt haline geldi.

Hepimiz aynı temenniyi fısıldıyoruz; “Keşke her şey eskisi gibi olsa...”

Ama olmuyor...

Peki, neden olmuyor?

***

Son yıllarda başımıza gelenler, hafızalarımıza kazınan travmalar, bayramın o saf ve masum neşesini zihinlerimizden sildi süpürdü. Önce Covid-19 denilen o karanlık bulut çöktü üzerimize. Hayatta kalma korkusuyla, maskelerin ardına gizlenmiş gülüşlerle, sevdiklerimize dokunmanın yasak olduğu, kuralların gölgesinde buruk bir "Pandemi Bayramı" yaşadık.

Sonrasında yüreğimizi yakan, yüzyılın felaketiyle sarsıldık. Depremin getirdiği o devasa hüzün, acı ve çaresizlik; bayram sabahlarını sessiz bir yas evine çevirdi. Göz- yaşlarının sular, seller gibi aktığı, hüznün tavan yaptığı bayramlardan geçtik.

Bugün ise manzara çok daha ürkütücü..! Bir yanımızda savaşın soğuk nefesi, her an tepemize bir bombanın düşebileceği korkusu; diğer yanımızda ise mutfaklardaki yangın. Hayat pahalılığı, iğneden ipliğe gelen zamlar, gramla tartılan umutlar... Ekonominin alt üst olduğu, enflasyonun sadece cüzdanları değil, ruhları da yaktığı bu dönemde, ağız tadıyla bir bayram yaşamak artık lüks kategorisine girdi.

***

Sahi neydi bayram?

Hatırlayalım...

Bayram sadece bir tatil aralığı değildi. Bayram; heyecandı, bitmek bilmeyen bir sevinçti.

Bayram; küslüklerin bittiği, ellerin birleştiği, kavgaların toprağa gömüldüğü barış iklimiydi.

Bayram; günler öncesinden evin altını üstüne getiren, o dip bucak temizliğin yorgun ama huzurlu akşamıydı.

Bayram; şekerler, lokumlar, çikolatalar eşliğinde içilen 40 yıllık hatır kahvesiydi. Bayram; "Hanım gel de, çocuklara bayramlık alalım" demekti.

Bayram; mutfaklardan süzülen o eşsiz yemek ve tatlı kokuları, çocukların başucunda bekleyen gıcır gıcır ayakkabılardı. Şimdi bu manzaraya bakıp, sadece fırsatçıların ve zenginlerin bayram ettiği şu günlerde "mutluyuz" demek, biraz polyanacılık olur. Hayat bu kadar ağır bir yükken, neşeyi omuzlamak her yiğidin harcı değil.

***

Ama her ne olursa olsun, umut fakirin ekmeğidir... Başımıza ne gelirse gelsin, hangi felaket kapımızı çalarsa çalsın; içimizde bir yerlerde o eski bayram sabahının mutluluğunu, huzurunu saklamak zorundayız. Belki sofralarımız eskisi kadar donatılmıyor, belki cebimiz harçlık dağıtacak kadar dolu değil; ama yüreğimiz hâlâ “biz" diyebilecek kadar büyük olmalı.

Tüm bu karamsarlığın içinde; huzurlu, sağlıklı, güvenli ve gerçekten bayramı bayram gibi kutlayacağımız, geçim derdinin değil, sevincin konuşulduğu yarınlara uyanmak dileğiyle.

Bayramınız kutlu olsun...