2006 yılında “Arabalar” animasyon filmi vizyona girdiğinde hepimiz, "Vay be, arabalar konuşuyor!" diye hayretler içinde kalmıştık. Film, Radyatör Kasabası’nın huzurlu atmosferinde dostluğu öğrenen Şimşek McQueen’in maceralarını anlatıyordu.

Peki, o kasabanın en yakışıklı arabası McQueen’in yolunun bir gün Adana’ya düştüğünü hiç düşündünüz mü?

Ne mi olurdu? Anlatayım…

Muhtemelen bizim yakışıklı, daha üçüncü kilometrede sıcağa dayanamayıp hararet yapar; beşinci kilometrede ise yan şeritteki bir dolmuş şoförüyle "Hayrola gardaş, ne bakıyon?" polemiğine girerdi.

Yani Adana’da 1 milyonu aşan araç dile gelseydi, karşımıza çıkan manzara bir Disney animasyonu değil; muhtemelen absürt bir komedi ya da bol "bipli" bir aksiyon filmi olurdu.

Önceki yazılarımda paraları ve organları konuşturmuştum; madem öyle, şimdi sıra geldi metal yığınlara...

Otomatik viteslisinden elektriklisine, benzinlisinden tüplüsüne, yapay zekâlısından 68 kuşağına kadar!

Huzurlarınızda Adana caddelerinin konuşan sakinleri…

***

Eğer Adana’daki arabalar konuşmaya başlasaydı, muhtemelen ilk duyacağımız ses, Baraj Yolu’nda sıkışıp kalmış modifiyeli Doğan görünümlü, Şahin’in feryadı olurdu; "Bırakın geçeyim, içimdeki amfi patlamak üzere! Bas vurdukça bagaj kapağım dile geliyor. Siz hâlâ kırmızı ışıkta bana 'yol ver' diyorsunuz. Ben bu şehre düşük bel kot pantolon gibi, yere sıfır gezmeye geldim. Asfaltla akrabayım…"

Hemen yan şeritteki heybetiyle, konuşması ters orantılı olan lüks bir 4X4, kibirli bir edayla cevap verirdi, "Senin o egzozun her patladığında benim hava yastıklarım panik atak geçiriyor şekerim. Ayrıca o arkandaki 'Hatalıysam Ara' yazısını da sil gitsin. Adana’da kim kimi arıyor birader? Bu memlekette plakaları mahalle kahvesinin duvarına asıyorlar!"

Adana trafiği sadece bir ulaşım ağı değil; aslında bir sosyal statü ölçme ve öfke kontrolü test merkezidir. Işık yeşile dönmeden 0.1 saniye önce kornaya asılan o meşhur halk otobüslerinin dile geldiğini hayal edin... Kavşaklarda "Sen kimin arabasısın?" muhabbeti döner, tampon tampona bir güç savaşı başlardı.

Hele o meşhur delikanlı dolmuşlar yok mu?

Adana’nın asi fırtınaları konuşsaydı, muhtemelen hepimize hayat dersi verirlerdi; "Ben durak harici durmam diyorum, ama kaportam 'bin abi ayıpsın' diyor. Fizik kurallarına aykırı bir hacmim var; içimdeki yolcu sayısı aslında bir devlet sırrıdır."

***

Hızımı alamadım, size şöyle fiyakalı bir sahne hazırladım.

Kemerlerinizi bağlayın ya da Adana usulü koltuğun arkasından dolayın. Baraj Yolu trafiğinde kırmızı ışıkta yan yana gelen, biri hayatın sillesini yemiş eski model döküntü bir dolmuş, diğeri ise yeni yetme lüks bir spor arabanın atışmasına bağlanıyoruz.

Yer: Baraj yolu 5. durak (Kırmızı ışık)-Akşam eve dönüş saatleri…

Karakterler: Dobişko Niyazi-Fiyakalı Berke Can…

Bakalım bu iki farklı dünyanın motor sesleri birbirine neler fısıldayacak? İlginç bulacağınızı düşündüğüm bu atışmaya, yazımın ikinci bölümünde devam edelim.