Soru bu! Yani başlıktaki gibi! Ne imişler? Kim ne imiş?

1- israil, acayip bir devlet, önünde kimse duramaz, çevrede herkese sıra gelecek.

2- abd, dünya gücü, istediğine, istediğini yapar, israil ve abd bir olup öyle planlar yapar ki, yüz yıllık-iki yüz yıllık olur ve bu planlar tam olarak uygulanır.

3- 1 ve 2 nolu başlıkta anlattıklarımın gerçekleşmesi için dünyayı yöneten yahudi sermayesi her zaman hazır ve sınırsız olarak israil ve abd'nin destekçisidir.

Yani bunlar ne imiş? Bunun cevabını Hindistan'ı, İngiliz sömürgeliğinden çıkarma mücadelesi veren Gandi'den alıyoruz.

Ne demişti Gandi?

"Mustafa Kemal, İngilizleri yenene kadar, ben İngilizleri Tanrı zannediyordum."

israil, abd, yahudi sermayesi hakkında sorduğum bunlar neymiş sorusunun cevabı tam da budur. Bunlar, İran ile karşılaşana kadar Tanrı zannediliyorlardı. İran savaşı bunların öyle olmadıklarının çok açık göstergesi oldu. İşin ilginç tarafı, saldıran da kendileri değil mi? Herhangi bir güç, başka birilerine saldıracak ise o gücün imkânlarını, şartlarını, elinde ne olduğunu vesaire hesaplamaz mı? Böylesine aptalca bir saldırı olur mu? Kaldı ki, saldırdıkları ülke aslında zaten ortadan ikiye bölünmüş bir ülke. Nasıl bölünmüş? İran'ın nüfusunun yarısı Türk. Bu Türklerin ne yapacağını bile hesaplayamamışlar. Yani, zaten bölünmüş, bir de dini lideri öldürürsek elimizi, kolumuzu sallaya sallaya gireriz. Üstüne üstlük, bir de Kürtler varmış. Sayıları çok az ama ellerine silah veririz ve onlar bir emrimizle İran'ı yok ederler. Hayret ya! Bunların hiç biri olmadı, olamadı. Hatta emir erleri barzani bile onların hesabını, planını uygulamadı. Bu kadar hesapsızlık yetti mi? Yetmedi elbette. Daha ne var? Esas hesapsızlık Avrupa ülkelerinde. Her zaman bir emirle yanlarında olan veya kendisini olmak zorunda hisseden büyük Avrupa ülkeleri bu sefer rest çekti. Bu saldırı bizi ilgilendirmez ve bu savaş bizim savaşımız değil dediler. Tam kırk gün dengesiz tıramp bu ülkelere bağırdı, çağırdı, tehdit ve hakaret etti ama onlar ilk günkü kararlarından asla dönmediler. Bu kadar hesapsız bir saldırı görülmüş bir iş değil doğrusu. Batı dediğimiz ortak kavram bile çatladı. Artık, Batı kavramının içerisinde Avrupa ve abd ortak mı bundan sonra göreceğiz.

İran savaşının bugüne kadarki durumunun dünyaya gösterdiği en önemli sonuçlardan birisi budur. Yani, israil, abd ve sınırsız yahudi sermayesi üçlüsünün gücü Gandi'nin dediği gibi, Tanrısal güç değilmiş. Diğer bir ifade ile ulaşılamaz, yenilemez, karşı durulamaz güçler değillermiş. Ekonomisi zayıf, 40-50 yıldan beri ambargo altında ve nüfus yapısı tam ortadan ikiye bölünmüş ve bu bölünmenin Türk tarafının sürekli isyan ettiği ülke ile baş edememenin ezikliği onlara yeter. Bir de sıra Türkiye'ye gelecekmiş, öyle mi? Kim demişti bunu?

Bu köksüz israil ve abd devletlerine basınımızın büyük çoğunluğunun karşı olduğunu gözlemliyoruz. Halkımızın neredeyse tamamı zaten karşı. Yalnız şöyle ifadeler görüyorum ve duyuyorum. İran kadim, köklü bir devlet ve medeniyet. Hayret bir durum yahu! İran coğrafyası tarih boyunca büyük oranda Türk coğrafyasıdır. İki örnek yetmez mi? Büyük Selçuklu ve Safeviler Devletleri bu coğrafyayı yönetmiş büyük Türk Devletlerdir. 1925 yılına kadar İran coğrafyası Türk yönetimindedir. Bu yılda sömürgeci İngiltere Türkiye'de yapamadığını maalesef İran'da yapmıştır. Bir konu daha var. Tebriz, Isfahan gibi şehirlerde halkla yapılan söyleşiyi görüp buraların İstanbul gibi olduğuna, yani Türk olduğuna şaşıranlar var. Bu da hayret değil mi?

Lütfen biraz okuyalım, inceleyelim ve düşünelim.