Başlıktaki gibi tekrar soruyorum: Olmuyor değil mi? Ne kadar yazarsak yazalım, ne kadar anlatırsak anlatalım bir takım insanlara galiba kabul ettiremiyoruz. Ya da bu tür insanlar kabul etmek istemiyorlar. Aslında ben bir süreden beri bu yapı ile uğraşmak mücadelesinden vazgeçtim. Her şeyin ortada ve açık-seçik olduğu konuyu tamamen tersine çevirme ile uğraşmanın enerjiyi boşa harcamak olduğunu gördüm ve ona göre davranır oldum. Ama hâlâ bazı iyi niyetli insanlarımızın kafasını karıştırmak gayretlerine set çekmek için yine de yazmak ve anlatmak zorunda kalıyorum.
Bu nedenle tekrar soruyorum: Olmuyor değil mi? Peki nedir olmayan? İngiliz ajanı olduğu kendisi tarafından ilan edilen püsküllü tayfasının yazdıklarını ve söylediklerini doğru kabul edip iftira ve yalanlar bırakılamıyor nedense. İşte bu olmuyor. Yahu bunlar İngiliz ajanı imiş, kendileri söylüyor ve bunlar yalancı, iftiracı imiş diyemiyorlar. Hayret yahu! Bakın bu konuda sadece bir örnek vereceğim. Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, söylemeye dilim varmıyor, kalemim yetmiyor ama Yahudi imiş. Bakın 1909 yılının 31 Temmuz'una kadar ülkemizde gayrimüslimler askerlikten muaf idi ve askere alınmazlardı. Biraz daha geriden başlayalım. Tanzimat Fermanı ile devletimiz, geriye gidişini durdurup yıkılışı engellemek adına yenilikler kabul etti. Bunlardan biri de, gayrimüslim ile Müslümanlarının eşitlenmesi isteği. Bu eşitliklerden biri de işte askere her vatandaşın gitmesi.
Ama uygulama böyle olmadı, olamadı. Onun üzerine askere gitmeyen gayrimüslimlerden nakit bedel alınma uygulaması başladı. Bu durum Islahat Fermanı ile daha da belirginleşti. Sonunda 2. Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte artık kesin çözüme gitme kararı verildi. Yani, 2. Meşrutiyet'e kadar, devlet ne yaparsa yapsın, gayrimüslimler askere alınmadı. Bu kadar açık bir durum nasıl iftira, yalanlarla çarpıtılabilir? Bu kadar açık bir durum neden gizlenebilir anlamak mümkün değil. Aslında İngiltere'nin biz Türklerden ve biz Türklerin Büyük Başbuğ'undan intikam almak için nasıl uğraştığını bildiğimiz için çok hayret etmiyoruz da... 31 Temmuz ve onu tamamlayan Kasım 1909 Kanunları çıkana kadar gayrimüslimlerin askere alınmasına Türkler de karşı çıkmıştır. Çünkü Osmanlı'da her şeye rağmen Türkler, Millet-i Hâkime, yani hâkim Millet olarak kabul ediliyordu ve de zaten olmalıydı.
Bir takım uygulamalarda böyle olmasa da, gerçek bu idi. Dolayısıyla, Devletin dağılışını durdurma adına Tanzimat Fermanı ile başlayan Müslüman Türk-Gayrimüslim eşitleme gayretleri hiç işe yaramamış ve ne Devlet kurtulmuş ne de bu eşitlik gerçekleşmiştir. Zaten son aşamada da Türk, kendi geleceğini belirlemek zorunda kalmış ve Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gayrimüslimlerin neredeyse tamamen gönderildiği bir mücadele vermiş ve başarmıştır. Kötü mü olmuş? Bundan ülkemizde kim, neden rahatsız oluyor? Hem de yüz yıldan beri...
Ülkenin böyle bir zamanında böyle bir konu yazmam keşke gerekmese idi.