Hafta sonu...
Güneş bu kadim şehrin üzerine her zamankinden farklı doğdu.
Daha sıcak. Daha umutlu. Daha aydınlık.
Sokaklarda, caddelerde, parklarda bambaşka, iç ısıtan bir telaş vardı.
Yüzlerce, binlerce duyarlı yüreğin kutsal bir farkındalığa imza atmak, kimsesizlerin kimsesi olmak için aynı anda, heyecanla attığı önemi bir gündü dün.
Zaman zaman unutulmuş olmanın derin ıstırabını yaşayan yetim çocuklar ve aileleri için özel programlar vardı Adana'da.
***
İnanç dünyamızda yetimin başını okşamak, sadece kişisel bir sevap değil, toplumsal dengenin ve merhametin kilit taşı sayılır.
Yetim, topluma bırakılmış ilahi bir emanettir. Onları korumak hepimizin boynunun borcudur.
Peki, bu işin sadece dini ve manevi bir boyutu mu var?
Kesinlikle hayır.
Meseleye modern dünyanın penceresinden, sosyolojinin kurallarından veya evrensel insan hakları beyannamelerinden bakın.
Orada da karşılığı birebir aynıdır:
Sosyal sorumluluk...
Dezavantajlı gruplarla dayanışma...
Fırsat eşitliği ve insanlık onuru.
***
Felsefesi, ideolojisi, siyasi görüşü ne olursa olsun...
İster inanç temelli yaklaşın, ister evrensel hümanizm perspektifinden bakın.
Yetimin yüzündeki o masum gülümseme, bir toplumun gerçek medeniyet seviyesini gösteren en net termometredir.
Bir çocuğun yalnızlığını dindiremeyen, onun gözyaşını silemeyen bir medeniyet, teknolojik olarak uzaya çıksa bile vicdanen yerin dibindedir.
Dün Adana'da işte bu evrensel vicdanın, o muazzam dayanışma ruhunun en güzel fotoğrafları çekildi.
Sivil toplum kuruluşları tüm gücüyle sahnedeydi.
***
Nun Derneği...
Gerçekten muazzam ve ayakta alkışlanacak bir işe imza attı.
Yetimleri, onların fedakar ailelerini ve şehrin önde gelen hayırseverleri aynı kahvaltı sofrasında buluşturdu.
Yüzlerce insan. Yüzlerce farklı hayat hikayesi.
Çocuklar için özel olarak kurulan oyun alanlarında yankılanan cıvıl cıvıl kahkahalar...
Bir yanda eşsiz müzik şöleni ile kulakların pası silindi, diğer yanda kalplerin pası...
O sofrada sadece kahvaltılıklar yoktu...
Sınıf farklarını yıkan kocaman bir sevgi, eşitlik ve kardeşlik vardı.
***
Gelelim Adana İHH'ya...
Onlar da artık bu şehirde bir marka haline gelen, geleneksel 'Yetim Şenliği' ile sahadaydı.
Özel gösteriler...
Heyecan dolu eğlenceli yarışmalar...
Dağıtılan sürpriz hediyelerle mutluluktan ışıl ışıl parlayan o minik gözler.
Bir yetim çocuğun hayatında, "Bugün benim için özel bir gün" diyebileceği o muhteşem günü kusursuzca organize etmek büyük başarı.
Onlara dünyadaki varlıklarının ne kadar kıymetli olduğunu iliklerine kadar hissettirmek...
Şu kısacık hayatta bundan daha değerli, daha kalıcı bir yatırım olabilir mi?
***
Biliyoruz ki yetim gülerse dünya güler. O yüzden bu işin bir de sadece yerel değil, ulusal ve küresel çapta yürüyen dev bir boyutu var.
Milli Eğitim Bakanlığı, İHH ve Eğitim-Bir-Sen'in yıllardır omuz omuza sürdürdüğü büyük bir proje.
Adı: İyilikte Yarışan Sınıflar.
Yıllardır Türkiye'nin dört bir yanındaki tüm okullarda, hiçbir zorlama olmadan tamamen gönüllülük esasıyla yürüyor.
Öğrenciler kendi imkanlarıyla; Türkiye'de, savaşın gölgesindeki Filistin'de ve zulüm altındaki coğrafyalarda yaşayan akranlarına, yetim kardeşlerine sahip çıkıyor.
Bu projenin en can alıcı noktası nedir biliyor musunuz?
Bizim çocuklarımıza, modern çağın hızla unutturduğu o temel değerleri aşılıyor.
Diğergam olmayı, başkasının derdiyle dertlenmeyi, empati kurmayı ve karşılıksız dayanışmayı öğretiyor.
Matematik, fizik, kimya müfredatta bir şekilde öğrenilir.
Fakat 'iyi insan olmak' işte o; sıralarda, bu sessiz küresel dayanışmayla çocukların kalplerine nakış nakış işleniyor.
***
Son söz...
Toplumları ayakta tutan şey lüks binalar, devasa köprüler veya ekonomik rakamlar değildir.
Toplumları uçurumun kenarından alan yegane güç vicdandır.
Adana dün, tüm ayrılıkları bir kenara bırakıp iyiliğin o birleştirici dilinde buluştu.
Emeği geçenlere, o çocukların yüzünü güldüren, onlara yalnız olmadıklarını hissettiren her bir gizli kahramana...
Yürekten selam olsun.