Ülkemizde bir nato toplantısı yapıldı. Gündemin kuyruğuna takılmak gibi bir anlayışım olmamasına rağmen, bu konuyu yazmadan elbette olmaz. Çünkü nato konusu bizim için son derece önemlidir. Bir kere bu toplantı için yapılan harcamaları, yapılan göz boyama işlerini üzülerek gördüğümüzü belirtmek zorundayım. Akıl alır işler değil. Sanki gelen ülkelerin burada elçilikleri yok, ülkenin şu ekonomik şartlarında yapılan bu israfla kapatmaya çalıştıklarımızı sanki bilmiyor ve görmüyorlar. Neden böyle düşünülür ve neden böyle yapılır anlamak mümkün değil. Bu kadar masraf ettikten sonra, gelen ülkelerden nasıl borç istenir? İstenirse ne ile karşılaşılır? Bunlar nasıl düşünülmez? Ülkemiz Sovyetler dönemindeki demirperde ülkelerinden biri mi? İçimiz, dışımız bir olması gerekmiyor mu? Gizlemek istediklerimiz ne ise gerçekten gizlemiş olabilir miyiz? Bu konuda sorular, yorumlar, görüşler ister istemez uzar gider. Biz nato'nun kendisine dönelim. Bu örgüt Nisan 1949 tarihinde Kuzey Atlantik Anlaşması olarak abd ve İngiltere tarafından kuruldu. Bugün 32 üyesi var imiş. Neden böyle bir örgüte ihtiyaç duyulmuştu? O yıllarda, Sovyet tehdidi varmış ve o'na karşı kurulmuşmuş. Garip değil mi? 2. Dünya Savaşı bitince 3 ülke Yalta'da bir araya gelip uzun görüşmeler yaptılar. 1945'te gayet güzel bir araya gelen bu ülkeler kısa süre sonra birbirlerine büyük tehdit oluşturmuşlarmış. Bir araya gelen Sovyetler, abd ve İngiltere kamplaşmış ve adeta düşman olmak için sanki bir araya gelmişler. Hem de bu 3 ülke Hitler ve Mussolini diktatörlerine karşı omuz omuza ölümüne 5 yıl savaştıkları halde hemen karşı kutup olup düşman olmuşlar. Gerçekten çok ilginç. Neden bunun adına 1945 Yalta Konferansı, aslında 2. Dünya Savaşı galip ülkelerinin dünyayı paylaşma toplantısı demiyoruz? Bütün gelişmeler bu gerçeği önümüze koymuyor mu? Konumuz ile bağlantısı var mı bilmiyorum(!) ama bir soru daha soralım: israil devleti(!) ne zaman kuruldu? 1948! Bakın siz. Bu kuruluşun elbette konumuzla ilgisi yoktur(!). Evet, nato'nun durumu budur. Peki ekonomimizin bu kadar ağır şartlarına rağmen, bu masraflarla ve hatta israflarla yapılan toplantı, sovyetlere karşı mı oldu? Sovyetler olmadığına göre Rusya'ya karşı mı nato varlığını sürdürüyor? Bu da ayrı bir ilginçlik değil mi? Peki nato konusunda bizim durumumuz nedir? 2. Dünya Savaşı'ndan sonra azgın ve cahil Stalin bizden toprak istemiş ve biz de korkumuzdan abd'ye sığınmışız. Bu durum da çok garip değil mi? Eğer bu zalim diktatör Stalin, bizden gerçekten toprak istedi ise hemen neden dizlerimizin bağı çözülüyor ki? Böyle bir talebi bu kişi 1930'ların başında GERÇEKTEN yaptı ve Büyük Başbuğ Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ten cevabını aldı ve yan çizdi. 1945'te ise hemen abd'nin kucağına atlamamız gerekli miydi? Hem de o kadar çok istekli atladık ki akıl alır gibi değil. 1949'da kurulan bu pakta önce CHP ve kısa bir süre sonra iktidara gelen DP, aman bizi de alın diye harekete geçtiler. Ne oldu? Almadılar. Çok ilginç değil mi? Ne zaman aldılar? 1952 yılında Kore Savaşı'nda Türk Kahramanlığımızı gösterince, yani Türk çocuklarının kanı akınca dediler ki, tamam yahu gelin sizi de aramıza alalım da şu Stalin belasından kurtaralım. Çok ilginç değil mi? Stalin büyük bela ise neden beklediniz? Değil ise neden aldınız?

Sonuç: nato, 2.Dünya Savaşı sonrası şekil değiştiren emperyal güçlerin paylaşım örgütlenmesidir. Kurulduğu dönem için geçerli olan bu görüşümüze karşılık bugün ne için var bu örgüt? İşte bunu bekleyip göreceğiz. Umarım, temenni ederim ki, bizim başımıza çorap örme işi yoktur. Umarım, temenni ederim ki, Türk Milleti'ne rağmen görünmeyen kararlar alınmamıştır. Temenni, temenni.