Hayat denilen bu tozlu saha, kadın ve erkeğin omuz omuza verdiği bir mücadele alanı dedik ama; sanki maçın tüm deplasman masrafları, hakem hataları ve sahadaki elektrik, su giderleri erkeğin sırtına yüklenmiş gibi. Kadın şefkatin ruhuysa, erkek de o ruhun her ay düzenli ödenen aidatı, rüzgârda yerinden oynayan kiremiti ve "Hanım, bu musluk yine damlatıyor" feryadının kadrolu tamircisidir.
Modern dünya denilen bu açık hava tımarhanesinde erkek olmak; aslında her sabah yeni bir çelişkiyle uyanıp, akşamına hangi sıfatla damgalanacağını beklemektir.
Gelin, bu modern zaman amelesinin bitmek bilmeyen dramına, maddeler halinde bir göz atalım…
***
1. Evde miyiz, firarda mı?
Hafta sonu iki dostla bir çay içip, memleket kurtarmaya çıksan; mahallenin, "ailesini ihmal eden sorumsuz haylazı" olursun.
"Amaan evimin direği olayım, hanımın dizinin dibinde oturayım" desen; bu sefer de salonun ortasında unutulmuş, toz tutan bir ev eşyası muamelesi görürsün. Varlığın oksijen israfı, yokluğun ise büyük bir ihanet senaryosuna meze olur.
2. Pedagoji de neymiş? Bizde "Baba" derler!
Çocuğun yaramazlığı karşısında sesini hafif yükseltsen; bir anda evin içinde "Korkunç İvan" belgeseli başlar. "Aman çocuktur hevesini alsın" deyip gülümsesen; bu sefer de "dünyadan haberi olmayan, pamuk şekerden baba" ilan edilirsin. Ne yapsın bu adam? Öz çocuğuna ihtarname mi çeksin, yoksa pedagog diploması mı alsın?
3. Kariyer ve "Asalaklık" arasındaki ince çizgi
Eşinin kariyer yapmasına destek olsan; kahvehanelerden, "Vay efendim, hanımı çalıştırıp sırt üstü yatıyor" diyen bir koro yükselir. "Kadın kısmı çalışmaz. Ben elaleme karısını çalıştırıyor dedirtmem” desen; bu sefer de müzeden fırlamış, son kullanma tarihi geçmiş bir mağara adamı olursun. Erkeğin beyni bu ikilemde kalmaktan dolayı artık bir hesap makinesine dönüşmüş durumda; ama her işlemde sonuç "yaranamadık" çıkıyor.
4. Bermuda Şeytan Üçgeni: Anne-eş diplomasisi
İşte büyük final! Annenin gönlünü hoş tutsan; 40 yaşında, bıyıklı bir ana kuzusu tescillenir. Eşinin bir dediğini iki etmesen; tebrikler, kılıbıklık müessesesinin kadrolu memuru oldursun. Bu iki ateş arasında kalan erkek, aslında Birleşmiş Milletler’den daha zorlu bir diplomasi yürütüyor, ama günün sonunda elinde kalan tek şey; soğumuş bir yemek ve hafiften başlayan bir baş ağrısıdır.
***
Netice...
Biz erkekler; gençliğimizi, saç tellerimizi ve huzurumuzu bu fedakârlık çukuruna gözümüzü kırpmadan atarız.
Bayram seyran bilmez, özel günlerde "ben buradayım" deriz, ama çoğu zaman görülmeyiz. Görülsek de mutlaka bir kusurumuz bulunur.
Ne diyeyim? Bu kadar yaranamama içinde hâlâ "İyi ki varsın" diyebilen, omuzlarındaki o sessiz ve ağır yükü adam gibi taşıyan tüm dostlara selam olsun.
Gözlerden kaçsak da gönüllerden kaçmamak dileğiyle…
Ama yine de siz bir kontrol ediniz;
gönülde miyiz, yoksa yine yanlış bir şey mi yaptık?