Bazı insanlar vardır; onları hiç tanımasanız da, sesleri evin bir odasından geliyormuş gibi hissedersiniz. Rasim Öztekin, o odanın en huzurlu köşesi, en güvenli limanıydı. Ferhan Şensoy’un o dahi ve haşarı bahçesinde tomurcuklanmış, ustalardan el almış bir sahne sihirbazıydı. Ancak kader, izleyiciyi kahkahaya boğan bu dev adamın kalbine sessiz ve hüzünlü bir final yazmıştı.

Rasim Mükerrem Öztekin, Ocak 1959’da İstanbul’da doğdu. Dedesi Rasim Celalettin, Osmanlı’da subaylık ve mebusluk yapan tanınan bir isimdi. İmkânları geniş bir ailede büyüdü. Babası gibi geleneği bozmadı, Galatasaray Lisesi’nde yatılı okudu. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu olmasına rağmen gazetecilik yapmadı. Gazetecilik diplomasını bir kenara itip, hayallerinin peşinden Ortaoyuncular’ın tozlu sahnesine koştuğunda, aslında bir geleneğin son büyük temsilcilerinden biri olacağını bilmiyordu. Münir Özkul’dan, Erol Günaydın’dan süzülüp gelen o kadim "Kavuk", 2016 yılında onun başına konduğunda, bu bir ödül değil bir vasiyetti.

***

Fakat feleğin çarkı acımasızdı..! Tam da tiyatronun en yüce tacını giymişken, o kocaman kalbi yorulmaya başladı. Doktorlar "heyecan yasak, sahne yasak!" dediğinde, bir oyuncu için ölümün ilk provası yapılmıştı aslında. Alkışla beslenen bir ruhu, sessizliğe mahkûm etmek ne büyük bir kederdir! Bu yüzden Kavuk onun başındayken biraz buruk, biraz hüzünlü durdu. O da bu kutsal emaneti, kalbindeki sızıyla Şevket Çoruh’a devrederken, aslında kendi vedasının ilk perdesini kapatıyordu.

Rasim Öztekin, hayatın tadını 40’ından sonra, Bob Marley Faruk ile tüm Türkiye’ye bir kez daha kanıtlayarak çıkardı. Ardından gelen Sürmeli Birol’un sadakati, Kuddusi Kirişçi’nin babacanlığı ve Fehmi Baba’nın o "icat çıkarma” deyişindeki samimiyet, onu hepimizin aile albümüne dahil etti.

Ancak dışarıda dünya amansız bir salgınla boğuşurken, o herkesi güldüren adam, kendi içine çekildi. Eşi Esra ile Ayvalık’ta balık tutacağı, bahçesinde torun sevip huzurla yaşlanacağı o "masalsı emeklilik" hayallerini kurarken, zaman kum saati gibi tükeniyordu. Son videosunda "2021’e umutla bakıyoruz" derken, gözlerinde hala o çocuksu parıltı vardı. Bilmiyordu ki; umutla baktığı o yıl, onun son perdesi olacaktı.

8 Mart 2021... Baharın gelişi kutlanırken, Türkiye’nin kalbi Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden gelecek bir habere kilitlendi. Yıllarca milyonları sevgiyle sarmalayan o büyük kalp, yorulmuştu. Anjiyo masasında verilen hayat mücadelesi, akşamın karanlığıyla birlikte sessizliğe gömüldü. 62 yaşındaydı... Henüz dede olmamış, torun kokusunu içine çekmemiş, o meşhur "Pardon" filmindeki gibi kadere bir sitem daha yollayamamıştı.

Cenazesinde, pandemi yasaklarının gölgesinde bir avuç seveni vardı. Ustası Ferhan Şensoy, rahatsızlığı nedeniyle ancak bir mesaj gönderebilmişti; belki de o mesajda "Bekle beni Rasim, bahçe sensiz eksik" yazıyordu. Nitekim çok geçmeden, usta da çırağının yanına, o sonsuz sahneye gitti.

***

Şimdi Zincirlikuyu’nun sessizliğinde bir dev uyuyor. Arkasında yarım kalmış senaryolar, hiç sevilmemiş torun hayalleri ve yetim kalmış bir Kavuk bıraktı. Ama biz onu her gördüğümüzde, o bıyık altından gülüşünü, "icat çıkarma" deyişini ve her role kattığı o insan sıcaklığını hatırlayacağız.

"Dünya bir sahnedir," demişti Shakespeare... Rasim Öztekin o sahnede rolünü o kadar güzel oynadı ki, perde kapandığında salon boşaldı ama alkış sesleri hala kulaklarımızda.

Işıklar içinde uyu Büyük Usta…