Dün yine benim kuş geldi… Pencereye kondu, başladı ötüp durmaya.
“Dur hele,” dedim, “yine nefes nefese kalmışsın. Bir sakinleş, anlat derdini.”
Ama yok… Kuş dediğin bildiğin gazeteci olmuş!
“Nasıl sakin olayım?” dedi. “Seyhan Belediyesi koridorlarında uçarken çalışanların konuşmalarına kulak verdim. Vallahi herkes seni, yani o haşarı çocuğu konuşuyordu!”
Ben de meraklandım tabii:
“Ne diyorlar bizimkiler?”
Kuş kanadını düzeltti, başladı anlatmaya:
“Çoğu diyor ki; ‘Az bile yazmış!’ Hatta bazıları, ‘99 kişinin hakkını savunacağına, bizim banka promosyonlarını da savunsa ya!’ diye söyleniyor.”
Dedim: “Eee, başka?”
Kuş bu sefer ses tonunu düşürdü, ortam iyice ciddileşti sandım… Meğer bomba sona saklıymış:
“Yakında işçiler, Ersoy Kalik’i protesto etmek için 99’luk tesbihlerle gezecekmiş!”
Ben: “Tesbih mi?!”
Kuş: “Aynen! Hem de öyle sıradan değil… Mesajlı! Her tanesi bir dert!”
Yetmedi… Kuş devam etti:
“İşçiler diyor ki; ‘Bizden neredeyse 2.000 TL’ye yakın aidat kesiliyor. Madem öyle, aidatlarda biraz indirim yapsın da görelim!’”
Ben artık dayanamadım:
“E kuş kardeş, sen bayağı sendika toplantısına katılmışsın!”
Kuş gururlu:
“Ben öyle sıradan kuş değilim. ‘Uçan muhabir’ derler bana!”
Sonra bana döndü, gözünü dikti:
“Bunu yaz! Bir kaleme alsan da işçilere faydan olsa, ne dersin?”
Ben de dedim ki:
“Tamam yazalım yazmasına da… Ersoy Kalik benim kuşu ciddiye alır mı, orası muamma!”
Kuş en son giderken şöyle dedi:
“Sen yaz, gerisi zaten dedikodu rüzgârı… Seyhan’da çabuk yayılır!”
Son söz:
Adana sıcağı bir yana, kulisler daha sıcak! Kuşlar bile konuşuyorsa, demek ki ortada ciddi bir mesele var… Ya da bizim kuş biraz fazla mesai yapıyor