Siyasette en kıymetli şey nedir bilir misiniz?
Ne ihale, ne koltuk, ne de kalabalık fotoğraflar…
Omurga.
Ama bizim “Uğursuz” bu meseleyi biraz yanlış anlamış.
Omurgayı sabit durmak sanmamış,
“duruma göre kıvrılmak” zannetmiş.
Hatta bir de işin anatomisini karıştırmış olacak ki…
bu kardeşim omurga ile kaburgayı birbirine karıştırmış.
Omurga dik durur, kaburga korur…
Bizimkinde ikisi de görev dışı.
Şimdi gelelim hikâyeye…
Bu arkadaş kendini öyle bir noktada görüyor ki,
sanki dünyada 50 kişide bulunan “altın kan”dan…
Ama mesele nadir olmak değil,
ne olduğunun belli olması.
Yüreğir Belediye Başkan Vekilliği seçimlerinde sahneye çıktı.
Zeydan Karalar’ın adayına karşı, yani Cafer Boyraz’a rakip olmaya kalktı.
Yetmedi, Ali Demirçalı’yı da bu işe dahil etti.
Buraya kadar “heyecan” diyelim.
Ama seçim bitti…
Film burada başlıyor.
Bizim pusula bir anda kuzeyi bırakıp her yöne dönmeye başladı.
Bir gün Zeydan Karalar’ın kapısında,
ertesi gün Ali Demirçalı’nın bürosunda…
Artık öyle bir noktaya geldi ki,
iki adres arasına metro değil, Uğursuz Ekspresi kurulmuş.
Seferler sık, duraklar belirsiz…
Ama asıl mesele burada başlıyor.
Seçimlerden sonra
Ali Demirçalı dedi ki:
“Çıksın, yaşananları erkek gibi anlatsın… Yoksa ben anlatırım!”
Bizim Uğursuz’dan ses?
Yok.
Sonra kürsü arkası raconu kesildi:
“Anlatmazsa ben anlatırım!”
Sonuç?
Yine derin sessizlik.
Mikrofon görünce sessiz mod,
kuliste mangalda kül bırakmayan klasik profil.
Tam bu noktada insanın aklına şu geliyor:
Bu artık “altın kanların CHP’de yapılanması” mı, yoksa yönünü kaybetmişlerin serbest dolaşımı mı?
Bu arada kulisler de boş değil…
30 akraba işe yerleşmiş,
eş kontenjanından delegelik gelmiş…
Hal böyle olunca herkese iyi geçinmek şart.
Çünkü bu siyaset değil artık,
akraba dayanışma derneği.
Bir de borsa işleri varmış…
Ama bizimki klasik yatırımcı değil.
Endeks değil, adam takip ediyor.
Kim yükselirse yanında,
kim düşerse “ben zaten uzaktım.”
Siyaset dediğin şey,
rüzgâra göre yön değiştirmek değildir.
Siyaset dediğin,
fırtınada bile aynı yerde durabilmektir.
Ama pusula bozuksa…
adı da artık “Uğur” değil,
Uğursuz olur.
Ve bana göre bu saatten sonra…
Ne Musa’ya ne İsa’ya yaranır…
Hele ki ne Zeydan Karalar’a ne de Ali Demirçalı’ya.
Çünkü bir yere aynı anda iki adım atmaya çalışanların
vardığı tek yer…
boşluktur.