Başlıktaki soruyu tekrar soruyorum: Demokrasi nedir? Hatta soruyu daha da çeşitlendirelim: Demokrasi nerede uygulanıyor?
Bu soruların gerçekten tam cevabını vermek çok mümkün değildir. En genel anlamı ile demokrasi; bir ülkede halkın görüşlerinin yönetime yansımasıdır. Bu genel tanımda elbette baştan belirli kabuller var ve bu kabuller üzerine bu tanım yapılıyor. Nedir o kabuller ve varsayımlar? Her şeyden önce şu ön kabul oluyor: Ülkede insanlar kendi iradeleri, kendi bilinçleri ile ürettikleri fikirlerle yönetime katkı yapıyorlar. Diğer bir ifade ile insanların düşüncelerini etkileyen, yönlendiren, farklı biçimler veren etkenlerin varlığı yok sayılıyor. Gerçek öyle mi? Değil elbette. Aslında gerçek tam tersi. İnsanların düşünce kalıplarını, fikir ayarlarını etkileyen, değiştiren ve hatta tamamen farklı bir noktaya eviren o kadar çok etken var ki, inanılmaz. Bir kere genel anlamda basın dediğimiz radyo, televizyon, gazete, dergi gibi yayınlar bu konuda başrolü oynuyorlar. Fısıltı haberleri ayrı bir etkili propaganda usulüdür. Son dönemde sanal dünya ciddi oranda etkili bir araçtır. Gerçek bu olunca bir ülkede insanların kendi özgün iradeleri ile yönetime katkı sunuyor olmalarını tam olarak kabullenmek pek mümkün olmuyor elbette. Dolayısıyla bu katkının etkisinin doğru olduğu, yerinde olduğunu görmek pek mümkün değildir. Demokrasi tanımını yaparken göz önüne alınmayan kabullerden bir diğeri de o ülkede halkın görüşlerinin, fikirlerinin yönetime yansıdığını ve yönetimin bu fikirler doğrultusunda hareket ettiğini varsaymak. Yani, ülke yöneticilerinin, halkın genel düşüncesi doğrultusunda hareket ettiğini kabulleniyoruz demokrasilerde. Gerçek öyle mi? Birçok ülkede, biz de dâhil öyle olmadığını o kadar çok gözlemliyoruz ki, inanılmaz. Durum böyle iken demokrasi tanımı nasıl gerçekmiş gibi yapacağız, içimize sindireceğiz? Demokrasi tanımındaki görünmeyen diğer bir varsayım da halkın hangi oranda katkısı ile yönetim etkilenecek? Bu durum toplumun genel düşünce yapısını ne kadar, hangi oranda belirleyebiliyor? Bu konu da oldukça önemlidir. Her ülkede halkın yönetime katkısının oranı birbirinden oldukça farklıdır. Dünyada kabul edilmiş ortak bir oran yoktur. Aslında olması da mümkün değildir. Çünkü her ülkenin kendi iç özelliği birbirinden farklıdır. Bu nedenle ülkeler arasında ortak bir demokrasi uygulanması mümkün değildir. Buradan ve önceki anlattıklarımdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim: Dünyada ortak bir demokrasi uygulaması yapılamaz. Peki, ne yapalım? Bakın, Mutlak Monarşi ‘ye karşı halkın yönetime katılması anlayışı yaklaşık son iki yüz yılda yaygınlaştı ve iyi de oldu. Ancak, bugün gelinen noktada insanların hırsı, yanlışı, kazanmak için her şeyi göze alma durumu gibi nedenlerle, kısaca insan, kendi eliyle bu anlayışı bombaladı, yıprattı, adeta ortadan kaldırdı. Sonuç olarak Demokrasi denilen iyi yönetim işini çalışamaz hale getirdi. Hele ülke yönetimlerini belirleme hedefi koymuş olan dünya egemen güçleri işi daha da içinden çıkılmaz hale getirdi ki, artık her şey karma karışık oldu, kargaşaya döndü. Bu gerçeklerin ışığında bir can alıcı soru daha soralım. Dünyada gerçek demokrasiyi uygulayan ülke var mı? Güya İngiltere örneği verilir. Öyle olsa, neden Büyük Britanya adı var ve bu durumdan herkes memnun mu? İngiliz yönetimi, Irak Savaşı'nda halkın istememesine rağmen abd'nin yanında yer almıştı örneğini vermek her zaman mümkündür.
Peki, o halde ne yapalım? Mutlak Monarşi ‘ye dönmeyeceğiz elbette. Demokrasi'yi yeniden tartışacağız, yeni kurallar belirleyeceğiz, insan hırsını, hilesini, ihanetini ortadan kaldıracak katı kurallar koyacağız vs. Elbette bunlar kolay ve bugünden yarına olacak işler değil. Ama kişisel olarak yapacağımız iş var. Nedir o? Fikir üretirken, düşünce oluştururken dış etkenlerin etkisini en aza indirmek gayretinde olacağız. Kişi, grup ve ezberlerimizin taassubunda değil, doğru olanın yanında olacağız. Aksi takdirde bu gidişle insanlığın huzur bulması zor görünüyor.