Cep telefonları 1973 yılından itibaren hayatımıza girmeye başladı. İlk cep telefonu 850 gram ağırlığında ve 25 cm boyundaydı. Ülkemizde ise cep telefonuna 1994 yılında merhaba dedik. Gelişen teknoloji ile cep telefonları da gelişti; özellikleri arttı, boyutları küçüldü, ağırlıkları azaldı. İlkokul bebelerinin bile elinde oyuncak olan telefon, günümüzün vazgeçilmezlerinden oldu. Bunlara bağlı olarak da insan sağlığına verdiği zararlar da haliyle gün yüzüne çıkmaya başladı.
Uzmanlar, özellikle çocukların, öğrencilerin elinden düşürmediği telefonların zararlarını her platformda anlatmaya çalışıyor. Dinleyen kim?
Bence cep telefonlarının insan sağlığına zararlarından biri de mahremiyettir. Ben de bugünkü yazımda cep telefonlarının insanoğluna vermiş olduğu duygusal, psikolojik ve korku dolu zararlarından bahsetmeye çalışacağım.
Neden ‘korku dolu zararlar’ diyorum?
Birazdan daha iyi anlayacaksınız.
Cep telefonlarına bir mahremiyet gözüyle bakacak olursak, kullanıcılara ne gibi zararları oluyor?
Kısaca bir göz atalım…
***
Nerdeyse tüm özel ve gizli işlerimizi cep telefonlarımızdan yapıyoruz. Bunların arasında videolar, fotoğraflar, sosyal medya paylaşımları, online alış verişler, mobil bankacılık işlemleri, ses kayıtları dahi var. Gizli belgeler, özel fotoğraflar, yazışmalar, ödemeler ve konuşmalar kimi zaman kullanıcıların başına dert olabiliyor. Telefonla gerçekleştirilen yasadışı bahisler, kumarlar ve müstehcen videolar vs. Size bir sır verim mi? Bunların hiç birini gizli yapamıyorsunuz. Çünkü ülkemizde ve dünya geleninde ‘Bilişim Suçları’ ekibinden oluşan teknoloji uzmanları, yasadışı her olayı takip ediyor. Eğer yasadışı bir halt ediliyorsanız, bilişim uzmanları ensenizde bitiyor, ona göre!
Bilişim suçlarını, yasadışı olayları bir kenara bırakacak olursak, cep telefonlarındaki mahremiyet nasıl oluyormuş, bir de ona göz atalım.
Geçtiğimiz günlerde Türk yapımı bir filmi izledim. Bu filmi ikinci kez, bu sefer başından sonuna kadar takip ettim. Bazen izlediğiniz bir film, ikinci izlenimde kaçırdığınız detayları ortaya çıkarıyor.
Şen şakrak, neşeli, esprili ve şakalarla başlayan bir akşam yemeği... İlerleyen dakikalarda masadakilerden biri, “Hadi bir oyun oynayalım. Herkes cep telefonlarını masanın üstüne koysun ve kim arar ya da mesaj çekerse hep birlikte bakalım” der.
Olaylar da bundan sonra başlar...
Film, tam da ismini hak ettiği gibi (Cebimdeki Yabancı) ilerler. 3 kadın, 4 erkeğin bir araya geldiği akşam yemeğinde, meğerse herkesin birbirinden sakladığı ne sırlar varmış. Çünkü her telefon çalması veya gelen her mesaj, telefon sahibinin açıklarını ortaya çıkarıyordu. Yemekte yaşananlar dramatik ve trajikomik bir hal almaya başlıyor.
2016 İtalyan yapımı Perfetti Sconosciuti'nin yeniden çevrimi olan ‘Cebimdeki Yabancı’, akşam yemeği için bir araya gelen 7 yakın arkadaşın, başlattıkları bir oyun sonrası arapsaçına dönen ilişkilerini konu eden bu filmi izleyen birçok kişi, “Ne vahim bir tablo! Benim de başıma bu tür şeyler gelebilir. Aman dikkat!” dediği türden, sade ve anlamlı bir film..
***
Sadece ülkemizde değil, dünyanın her yerinde cep telefonları kişisel bir iletişim cihazıdır. Sanırım bunda hepimiz hemfikirizdir. Lakin küçücük bir cihaza insanın kendi eliyle en özelini saklaması da ayrı bir ironi olmalı. İroni diyorum, çünkü eğer gizli bir iş yapmaya kalkıyor ve kimsenin görmemesi gerektiğini düşünüyorsanız çok dikkatli olmalısınız. Vermiş olduğum örnekte, masadakilerin hiç biri bunları düşünememiş anlaşılan.
Eşinizden dostunuzdan, arkadaşınızdan en yakınınızdan gizlediğiniz her ne varsa, ya saklamayın dürüst olun ya da iyi muhafaza edin.
Çünkü artık mahremiyet, o küçücük cihazların içinde saklı.
Mahremiyetiniz saklayamazsanız; o küçük cihaz, sizin için büyük bir tehlikeye dönüşür ve en büyük düşmanınız olabilir.
Sağlıcakla kalın…