Şimdilerde Z kuşağı denilen ergenlik çağındaki çocuklar belki sorumlulukları az olduğu için daha rahatlar ancak evli, çocuklu ve kirada oturan işçiler için artık çok eskilerde kaldı bir işini/patronunu beğenmeyip de, kapıyı vurup gittiği günler. Öncelerde yetkili ile çalışan arasında işle ilgili bir anlaşmazlık yaşandığında işçinin tavrı net olurdu. İşinden ayrılmayı kafasına koyan bir kişi, belki bazı zamanlar argo cümlelerle işi bırakıp giderdi. Şimdi öyle mi? Maalesef değil. Artık bir çalışan, yeniden bir kurumda iş bulma imkanının çok zor olduğunu biliyor. O yüzden iş yerinde başına ne gelirse gelsin susmak, yaşananları hazmetmek ve yutmak zorunda kalıyor. Sürekli söylüyorum, bu dönemde bir iş bulmak o kadar güç ki. Çok eskiden halk arasında; ‘Ekmek aslanın ağzında’ denilirdi ‘Ekmek aslanın midesinde’ denmeye başlanalı da uzun zaman oldu. Konumuza dönecek olursam;

Uzun bir aradan sonra patronu karşısında gören, odasında veya çıkışta yakalayan bir işçi cesaretini toplayarak aynen şöyle bir soru sorar; "Evime götürecek ekmek param yok, yol param bile kalmadı. Maaş ne zaman verilecek?" Soruyu soran işçisine sert ve tok bir sesle cevap verir patron, "Muhasebeye talimat vereceğim. En geç önümüzdeki hafta maaş ödenir, merak etme" der ve çıkar gider. Umutlanan o işçi bekler, bekler, bekler… Durumda hiçbir değişiklik olmaz. Bazı konuşmalar geçer patron ve yetkili kişi arasında. Maalesef bu konuşmaya o maaşını soran gariban işçi de tanık olur. Sanki özellikle yapılıyor! Patron gururla kendisine yetki verdiği kişiye aynen şöyle der, "Geçen gün son model bir araba aldım, görmen lazım." Bu sözler aylardır işçisine maaş alamayan personelin yanında söylenir. Bu konu hakkında yorumu ben size bırakıyorum…

Bu tür şirket-firma-işletmeler (adını siz koyun), kurumsallık adına yasal olarak üstüne ne düşüyorsa bütün sorumlulukları yerine getirmekte çok hassaslardır. Mevcut işçiler veya işe başlayan bütün işçiler için bir sürü imza attırılır. Özlük dosyası altı altında, şirket çıkarları doğrultusunda lehlerine ne varsa iyi bir sistem kurmuşlardır. İşçinin attıkları imza kurumsal olarak hep şirket lehinedir. Her şey yasaldır. Bir müfettişin, denetmenin her ne varsa bu işler üzerine bir eksik veya açık bulması mümkün değildir. Sistem otomatik olarak işler ve yasal bir zorluk çıkarmaksızın devam eder. Olağan dışı bir durum olmadıktan sonra hiçbir işçinin işine son verilmez. Nedeni ise çok basit, kendi isteği dışında işten çıkan bir işçiye yüklü miktarda tazminat ödememek. O yüzden bazı bıktırma senaryoları devreye girer ki, çoğu zaman işe de yarar. Bir işçi kendi isteğiyle ayrılsa dahi bu sefer başka sorunlar meydana çıkabilir. İşinden ayrılmış bir işçi, hak ettiği tazminatı almak için bekletilir. Birikmiş alacaklar, maaş alacağı, tazminat alacağı vs. gibi ödemelerde hep sorun çıkar. Mesailer zaten ödenmez. Alacaklar ya taksit taksit ödenir, ya da en son radde olan mahkeme yolu görünür.

Şimdi bana; "Çok abartıyorsun. Bu kadar da olmaz, olamaz. Böyle şeyler hayal ürünü, yaşanmamıştır. Bize masal anlatıyorsun" diyebilirsiniz. Güzelim Adana’mızda, bazı sektörlerde böyle olaylar yaşandı ve duyumlarımıza göre maalesef hala yaşanmakta. Çok namuslu, çok düşünceli, Allah korkusu olan, işçisinin hakkını muhakkak veren patronlar da var elbet. Olması gerektiği gibi davranan patronlara buradan selam olsun... O patronlardan biri de bizim patrondur.

İşçisinin hakkını vermeyen, personeline zulüm eden şirket yetkililerine ve onların patronlarına sesleniyorum; Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (SAV): "İşçinin ücretini alın teri kurumadan önce ödeyiniz" buyurduğunu biliyor musunuz? Eğer bilmiyorsanız, öğrenin. Ahiret hayatına 'kul hakkı’ ile gitmeyin.