İşsizliğin, özellikle evli bir erkek için nasıl zor bir durum olduğunu geçtiğimiz haftaki yazımda kaleme almıştım. Yaşanmışlıklarla ilgili örnekler vermiş, bazı olası dramatik olaylara örneklerle yorumlar eklemiştim. Bu haftaki yazımda ise, işsizlik belasını 'şirket çıkarları' bahanesiyle kullanan, çalıştırdığı personele yaşattığı haksızlığı ve zulmü hiç esirgemeyen işletmelerle ilgili birkaç satır yazmak isterim. Adana, işsizlikte Türkiye genelinde sıralama olarak başı çekiyor. 3 milyona yaklaşan nüfusla o kadar iş kolu varken, neden bu kadar çok işsiz insan var? Yaşadığımız pandemi döneminde çalışacak bir kapı bulan kişi kendisini çok şanslı hissetmeli. İşine de sıkı sıkıya sarılmalı. Fakat bazı işletme sahipleri de şehirdeki işsizlik yangınını fırsat bilip yanında çalıştırdığı işçiden ‘faydalanmaya’ çalışmamalı. Nasıl mı?

Örneğin; yıllardır bir iş yerinde çalışan işçi, çalışmış olduğu sektörün artık piri olmuştur. Dolayısıyla çalıştığı işletmede birçok iş ondan sorulur. Kendisinin vazgeçilmez ve kimsenin ona dokunamayacağı düşüncesi hakimdir. Sonra bir bakar ki, tepeden inme biri gelir. Bir anda o işçinin üstü olur. Saçma sapan kurallarla eski çalışanın yıllarını, emeklerini hiçe sayar. Genelde böyle davranan kişiler, kendisini patrona iyi göstermekten başka hiçbir iş yapmayan şahsiyetsizlerdir. Başkasına yaptırdığı bir işi, kendi yapmış gibi davranıp, patron gözünde vazgeçilmez olma gayretinde olanların sayısı ne de çok değil mi? Maalesef bu tavırlarda o kadar aşağılık tipte insan var ki! Personel, kendisine yapılan haksızlıkların farkındadır. Aylardır alamadığı maaşı, fazla mesai yapmasını, hakkı olan öğle yemeğinin verilmemesi gibi zorluklara rağmen çalışmaya devam eder. Mecburdur, çaresizdir ve başka bir iş bulamayacağını bilir. Yetkili şahıs ise, durumun böyle olduğunun farkındadır. Haliyle, patrona da bu şekilde rapor verir. O yüzden yetkili de, patron da rahattır. Bir de akıllarında sürekli sen gidersen, bir başkası gelir seçeneği vardır.

Haftalık veya aylık toplantılar yapılır. Her toplantıda çalışanlara, sorumlu yetkili ve patronun yardımcısı mı, yardakçısı mı tam olarak adını koyamadığımız kişi tarafından talimatlar verilir. Toplantılarda gerek maaş gecikmesinden, gerekse fazla mesaiden dolayı irili-ufaklı tartışmalar da çıkabilir. Ama patron kısmı akıllı ve zekidir. Bu gibi soru veya sorunlara karşı ağzı çok güzel laf yapan, personelini çok iyi kandırıp ve susturan bir yetkilisi vardır.

Toplantıda cevap bekleyen sorulara yetkilinin cevabı hiç değişmez; "Sıkıntılarınızın farkındayım. İnşallah düzelecek ve çok daha iyi olacak. Birikmiş olan maaşınızı ödetmeye çalışıyorum." Yeminler, sözler, vaatler hiç bitmez.

Yetkili kişi patronla bir araya gelerek, "Personelle bir toplantı yapmanızın zamanı geldi. Ben artık idare edemiyorum. Siz de bir toplantıya gelirseniz belli bir süre personeli idare ederiz" der ve kendilerince strateji uygularlar. Gün gelir patron da toplantıya katılır. Emek harcayan, kendisine çuvalla para kazandıran personeline tepeden bakarak, "Arkadaşlar! Bazı çatlak sesler duymaya başladım. Sorunlarınız nedir? Bir de bana söyleyin, ben de duyayım" der. Duyar duymasına ama ne çare! Hiçbir sorun çözülmez. Patronun kendisini övmesi, yapmış olduğu masraflar ve işlerinin yoğunluğunu anlatmasıyla geçer toplantı.

Suni gündem ve boş konuşmalarla toplantı biter ve hep aynı yalanlarla personelin gazı alınır. Personele belli miktarda avans verilerek susturulmaya çalışılır. Dağıtılan avans parası bir personel için sus payıdır. Sanki karşısındaki işçiye sadaka verir gibi saçma-sapan bir tavır da takınabilirler. Özelde bazı personelle de toplantılar yapılır ve o seçilmiş kişilere daha fazla avans, ya da maaş verilir. Diğer çalışanlar 'Ali-Cengiz oyunlarının' döndüğünün farkındadır. Farkındadır, ama nedense bir söz söyleyemez veya çaresizlikten ses çıkaramaz.